Canımızı sıkan bir şey olduğunda bazen gün boyu o olayı düşünürüz. "Niye öyle söyledi, ben niye sustum?" diye kendi kendimize söyleniriz. Kafamızdaki ses bir türlü susmaz. Araştırmalar, yazmanın bu düşünceleri toparlamaya ve rahatlamaya yardımcı olabileceğini gösteriyor.
Sosyal psikolog James W. Pennebaker ve Sandra Beall, yayımladıkları araştırmada, zor deneyimler hakkında yazmanın sağlık üzerindeki etkisini incelediler. Üniversite öğrencilerinden dört gün boyunca, günde yaklaşık on beş dakika yazmalarını istediler. Öğrencilerin bir kısmı yaşadıkları sarsıcı olayları, duygu ve düşünceleriyle birlikte anlattı. Diğerleri yalnızca olayları ya da gündelik konuları yazdı. Takip eden aylarda, yaşadıklarını duygularıyla birlikte yazan öğrencilerin üniversitenin sağlık merkezine daha az başvurduğu görüldü.

İÇİMİZDEN GEÇENLERİ YAZDIĞIMIZDA NE OLUYOR?
Düşünürken bazı şeylerin etrafında dönüp durabiliyoruz. "Canım sıkkın" diyoruz mesela. Ama neden sıkıldığımızı yazmaya başlayınca ayrıntılar beliriyor: Birinin sözüne alınmışız, unutulmak bizi üzmüş ya da kabul etmek istemediğimiz bir kıskançlık hissetmişiz. UCLA'dan Matthew Lieberman ve ekibinin 2007'de yayımladığı beyin görüntüleme çalışmasında, duygulara isim verilmesi sırasında amigdalanın tepkisinin azaldığı görüldü. "İçimde bir sıkıntı var" demekle "Beni aramamasına kırıldım, çünkü unutulduğumu hissettim" demek arasında fark var. İkinci cümleyi kurduğumuzda kırgınlık hemen geçmeyebilir. Ama bizi neyin üzdüğünü biraz daha iyi biliriz. Yazarken zamanla anlattıklarımız da değişebilir. Başlangıçta karşı tarafın söylediklerini sıralarken, birkaç gün sonra kendi beklentilerimizden söz etmeye başlarız. Pennebaker'ın sonraki çalışmalarında, yazmaktan daha fazla yarar gören kişilerin metinlerinde "çünkü", "anladım" gibi ifadelerin arttığı görüldü. İnsanlar yazdıkça yaşadıklarını anlamlandırmaya da çalışıyordu. Babasının ölümünden sonra miras yüzünden kardeşiyle küsen bir adam düşünün. Aralarında ağır sözler söylenmiş. Önce telefon görüşmeleri azalmış, sonra tamamen kesilmiş. Soranlara "Geçti artık" diyor. Fakat bayram yaklaşınca kardeşini düşünüyor. Geceleri o tartışmayı hatırlıyor, veremediği cevaplar aklına geliyor. Bir akşam, göndermek zorunda olmadığı bir mektup yazmaya karar veriyor. Başta kardeşini suçluyor. Sonra ondan ne beklediğini anlatıyor. Yazdıkça daha önce söylemediği bir şey çıkıyor ortaya: "Babamın sana benden daha çok güvendiğini düşünüyordum. O tartışmada en çok buna üzüldüm." Bu cümle aralarındaki meseleyi çözmüyor. Kardeşini aramaya da henüz hazır değil. Ama kırgınlığının neden bu kadar uzun sürdüğünü biraz daha iyi anlıyor.

DAT Sistemi'nde, yani Durum–Anlam–Tepki yaklaşımında, yaşadığımız olayla o olaya verdiğimiz anlamı ayrı ayrı ele alırız. Yazmak bu ayrımı görmeyi kolaylaştırabilir. "Bu işte başarısız oldum, zaten yetersiz biriyim" diye yazdığınızı düşünün. Cümleyi yeniden okuduğunuzda kendinize şunu sorabilirsiniz: "Bir işin istediğim gibi gitmemesi, gerçekten yetersiz olduğumu mu gösteriyor?" Belki hazırlığınız eksikti, belki koşullar uygun değildi, belki de öğrenmeniz gereken şeyler vardı. Bunları görebilmek, bundan sonra ne yapacağınıza karar vermenizi kolaylaştırır. Denemek isterseniz birkaç gün boyunca kendinize on beşer dakika ayırın. Aklınızda kalan bir olayı seçin. Ne olduğunu ne hissettiğinizi ve bugün hatırladığınızda içinizden neler geçtiğini yazın. Güzel cümleler kurmanız gerekmiyor. Aynı şeyi birkaç kez yazabilir, yarım bırakabilirsiniz. Kimseye göstermek zorunda değilsiniz. Daha sonra okurken üç soruya cevap verin: Ne oldu, ben buna nasıl bir anlam verdim, bu anlam, duygularımı ve davranışlarımı nasıl etkiliyor? Cevapları hemen bulamayabilirsiniz. Bulamadığınızda kendinize yüklenmeyin, zorlamayın. Ertesi gün yeniden deneyin. Bazen insanın ne hissettiğini anlaması da anlatması da zaman alıyor.
UNUTMA
Bir yazar olarak bunu ben de çok yaşadım. Ne kadar istesem de tek bir cümle yazamadığım günler oldu. Hatta bazen bir daha yazamayacağımı düşündüm. Sonra başka bir gün oturdum, sayfalarca yazdım. O günleri fazlasıyla telafi ettim. Bugün dönüp baktığımda 11 kitap olmuş, yazdıklarım 30'a yakın dile çevrilmiş. Bu yüzden bir gün yazamadığınızda, bunu yapamayacağınızı düşünmeyin. O gün olmamıştır. Yeniden oturun, yeniden deneyin. Yazmak bana çok şey öğretti. Siz de duygularınızı yazın. Üzüldüğünüzü, özlediğinizi, söyleyemediğinizi anlatın. Cümlelerinizin güzel olup olmadığına takılmayın. Önce kendinize açık olun. Sizi neyin yorduğunu, neye ihtiyaç duyduğunuzu anlamaya çalışın. Yazdıkça bunları ifade etmek kolaylaşır. Kim bilir bir gün o sayfalardan bir kitap da çıkabilir. Bugün yalnızca sizin bildiğiniz bir yaşantı, ileride başka birinin kendini anlamasına yardımcı olabilir. Bunun nereye varacağını baştan bilmeniz gerekmiyor. Bir defter açın ve aklınızdan geçen ilk cümleyi yazın. Devamını getirmek için kendinize zaman verin, ama yazmaktan vazgeçmeyin.