Enerji mühendisi, araştırmacı ve açık su yüzücüsü... Nazife İdil Özkol'un aynı anda yürüttüğü farklı dünyalar, bu kez Rusya'dan gelen bir ödülle yeniden kesişti. Özkol, "Talented Woman in Modern Industry 2026" kapsamında "Geleceğin Lideri" ödülüne layık görüldü. Ancak onun uluslararası başarıları yalnızca mühendislikle sınırlı değil. Açık sularda Türkiye adına kulaç atan Özkol, Moskova'daki X-Waters yarışında 2023 ve 2024'te üst üste üçüncülük kürsüsüne çıktı. Biz de onunla enerjinin geleceğinden yapay zekâya, açık sulardaki mücadeleden kadınların bilim ve spordaki yerini konuştuk.
- Yüzme konusuna geçmeden bize biraz kendinizden bahseder misiniz?
- Bursa'da doğup büyüdüm. Eğitim hayatıma Uludağ Üniversitesi'nde başladım. Daha sonra Sofya Teknik Üniversitesi'nde Elektrik Mühendisliği ve enerji alanında lisans, Bauman Moskova Devlet Teknik Üniversitesi'nde yüksek lisans yaptım. Bugün enerji teknolojileri ile enerji ekonomisinin kesiştiği alanlara, yapay zekâ, veri ve geleceğin enerji altyapılarına odaklanıyorum; bu konularda yazıyorum. Spor, mühendislik, akademi, medya ve uluslararası çalışmalar benim için ayrı kutular değil. Hikâyemin en önemli tarafı da bu parçaları bir araya getirmek.
- Sizi tanımlarken önce hangisini söylemeliyiz: Enerji mühendisi Nazife İdil Özkol mu, açık su yüzücüsü mü?
- 'Önce şu' demek istemiyorum. Mühendislik bana nasıl düşüneceğimi, spor ise o düşünceyi belirsizlik ve baskı altında nasıl uygulayacağımı öğretti. Yazarlık da teknik konuları anlaşılır anlatmayı öğretti. O yüzden cevabım "hem, hem de". Benim için asıl mesele farklı alanlar arasında bağ kurabilmek.

- O zaman mühendislikle yüzmenin sizin hayatınızda nasıl buluştuğunu soralım?
- Sporla çocuk yaşta tanıştım. DEHB (Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu) tanısı aldığım dönemde enerjimi doğru yere yönlendirmeyi, dikkatimi bir hedef üzerinde toplamayı ve düzenli çalışmayı öğrenmem gerekiyordu. Yüzme bana tekrar etmeyi, sabretmeyi, odaklanmayı ve başladığım işi tamamlamayı öğretti. Mühendislikte ise büyük bir problemi parçalara ayırmayı, değişkenleri belirleyip sistemi analiz etmeyi öğrendim. Açık su bunun yanına belirsizlikle baş etmeyi ekledi. Dalga, akıntı, sıcaklık, rüzgâr değişiyor; doğayı tamamen kontrol edemiyorsunuz.
Mühendislik bana sistem kurmayı, spor ise sistem beklediğim gibi çalışmadığında yeniden uyum sağlamayı öğretti.

ASIL MÜCADELE ZİHİNDE BAŞLAR
- Açık su yüzmeye nasıl başladınız? Havuzdan çıkıp denize açılmanıza neden olan neydi?
- 14 yaş civarında modern pentatlon ve biatlonla (koşu ve yüzmeyi bir araya getiren çoklu spor branşı) tanıştım, büyükler kategorisine kadar ilerledim ve Türkiye şampiyonalarında dereceler aldım. Zamanla bana en uygun alanın açık su olduğunu fark ettim. İznik ve İstanbul-Çanakkale Boğaz yarışlarından sonra açık suda kendimi daha fazla buldum. Havuzda her şey kontrollüdür; açık suda dalga, akıntı, sıcaklık ve rüzgâr değişir. Ortamı okuyup yönünüzü ve temponuzu sürekli yeniden değerlendirirsiniz. Açık su benim için fiziksel olduğu kadar analitik; sabrımı ve karar verme becerimi sınadığım bir alan.
- Moskova'daki Dünya Şampiyonası'nda üçüncü olarak kürsüye çıktınız. Bir dünya şampiyonasında Türkiye adına kürsüye çıkmak sizin için ne ifade etti?
- Açık su yüzme serisinin Moskova yarışı X-Waters benim için çok özeldi. Ama şunu özellikle netleştirmek isterim: Ben her zaman Türkiye adına yarıştım. Yaklaşık 12-13 ülkeden sporcu katılınca organizasyon "World Championship" olarak adlandırıldı. Yarıştan çıktığımda üçüncü olduğumu bile bilmiyordum. Sonra dereceyi söylediler ve Türk olduğum için röportaj yapmak istediler. Uzun mesafede asıl mücadele zihinde başlıyor; ben bir sonraki kulaçlara odaklanıyorum.
Bir Türk kadın sporcu olarak uluslararası bir organizasyonda kürsüye çıkmak benim için büyük gururdu.
- İki yıldır üst üste Rusya'da 'Geleceğin Lideri' ödülüne layık görülen tek Türk oldunuz. Neden Rusya'yı tercih ettiniz?
- Temel nedeni, eğitim almak istediğim enerji ve mühendislik alanlarında güçlü bir akademik altyapıya sahip olmasıydı. Özellikle enerji sistemleri, verimlilik ve alternatif enerji teknolojileri üzerine uzmanlaşmak istiyordum. Aldığım eğitim, mühendislik altyapımı enerji ekonomisi ve teknolojik dönüşüm alanlarıyla birleştirmeme katkı sağladı.

KADINLAR SADECE BAŞARILI OLDUKLARINDA DESTEKLENİYORLAR
- Hem mühendislikte hem sporda kadın olmanın önünüze çıkardığı görünür ya da görünmez engeller oldu mu?
- Evet, oldu. Bunun bireyselden çok sistemik bir tarafı olduğunu düşünüyorum. Kadın sporcuların yalnızca başarıya ulaştıklarında alkışlanması değil, en başından itibaren eşit biçimde desteklenmesi gerekiyor. Aksi halde ortada "eşit rekabet"ten değil, baştan dezavantajlı başlatılmış bir mücadeleden bahsediyoruz. Antrenman, finansal destek, sponsorluk ve görünürlük lütuf değil, eşitliğin şartları. Mühendislikte de bazı alanların hâlâ "erkek işi" görüldüğü durumlarla karşılaşılabiliyor. Genç kadınların "Bana uygun mu?" diye kendilerini sorgulamaya itilmesi de görünmeyen engellerden biri. Bilimde, mühendislikte ve sporda kadınların görünür olması bir "ilham hikâyesi" değil, hak meselesi. Benim için asıl hedef, kadınların başarılı olduktan sonra desteklenmesi değil; daha başlangıçta aynı fırsatlara sahip olması.

VERİ, HER ŞEYİ GÖSTERMEZ
- Mühendislik eğitiminizin spora bakışınızı değiştirdiği oluyor mu?
- Kesinlikle. Bir yarışa "iyi yüzdüm" ya da "kötü yüzdüm" diye bakmıyorum. Süre, mesafe, tempo, antrenman yükü, dinlenme ve yarış koşullarını birlikte değerlendiriyorum. Açık suda koşullar da performansı etkiliyor; her yarış bir veri seti gibi. Ama veriye tamamen teslim olmuyorum, çünkü sporcu sadece bir sayı değil. Veri ne olduğunu gösterir; nedenini anlamak için koşullara da bakmak gerekir. Mühendislik bana büyük hedefi küçük parçalara ayırmayı, açık su ise hesapladığınız sistem değiştiğinde uyum sağlamayı öğretti.
- Tersinden bakalım: Sporun size kazandırdığı disiplinin bilimsel çalışmalarınıza katkısı nedir?
- Çok büyük katkısı var. Benim için disiplinin en önemli taraflarından biri zaman yönetimi. Birden fazla işi aynı anda yürütüyorsanız zamanın bir düzene oturması gerekiyor. Özellikle DEHB açısından zamanı yapılandırmazsam saatlerin nasıl geçtiğini fark etmeyebiliyorum.
Spor "Şu saatte burada olmalısın" disiplinini kazandırıyor. Bunun bedeli de var; bazen sosyal hayattan ya da dinlenmeden fedakârlık ediyorsunuz.
Başarı sadece daha fazla şey yapmak değil, sınırlı zamanda neye öncelik vereceğinizi bilmek.

ARTIK AKILLI KULLANIMA YOĞUNLAŞACAĞIZ
- Bir enerji mühendisi olarak bugün dünyanın enerji geleceğinde sizi en fazla ne heyecanlandırıyor?
Çalışmalarım enerji teknolojileri, enerji ekonomisi, enerji verimliliği, enerji yönetimi ve dijital dönüşüm üzerine yoğunlaşıyor.
Özellikle sanayide enerji verimliliği önemli; çünkü enerji maliyeti üretim maliyetini ve rekabetçiliği doğrudan etkiliyor. "Daha fazla nasıl üretiriz?" kadar "Üretilen enerjiyi nasıl daha akıllı kullanırız?" sorusuyla ilgileniyorum.
Son dönemde beni en çok yapay zekâ ile enerji arasındaki ilişki heyecanlandırıyor.
Yapay zekâ tahmin, optimizasyon, şebeke yönetimi ve verimlilikte fırsatlar yaratırken kendisi de ciddi enerji talebi oluşturuyor.
- Enerji konusunda dünya büyük bir dönüşüm yaşıyor. Sizce önümüzdeki 10-20 yılda hayatımızı değiştirecek en önemli gelişme ne olacak?
- Enerjinin yalnızca üretilen bir kaynak olmaktan çıkıp çok daha akıllı yönetilen bir sistem haline gelmesi. Yenilenebilir kapasitenin artması önemli ama üretimle tüketim her zaman örtüşmüyor. Akıllı şebekeler, mikro şebekeler, depolama, talep tarafı yönetimi ve gerçek zamanlı veri analizi burada devreye giriyor. Bu sadece 'yeşil dönüşüm' değil, ekonomik bir dönüşüm de. Geleceğin sorusu "Ne kadar enerji üretiyoruz?"dan çok, "Ürettiğimiz ve kullandığımız enerjiyi ne kadar akıllı yönetebiliyoruz?" olacak.