Ramazan geceleri
İstanbul'un siluetine bakıldığında minareler arasında uzanan ışıklı yazılar görülür. Bu yazılar yalnızca estetik bir süs değil; kökü
Osmanlı'ya uzanan köklü bir geleneğin mirasıdır. Mahya, iki minare arasına kandillerle yazı veya motif yerleştirme sanatıdır ve bilinen ilk örneği 1617 yılında, Sultan I. Ahmed devrinde uygulanmıştır.
BİR DEFA BAŞLADI GELENEK OLDU
Tarihî kayıtlara göre ilk mahya uygulaması, dönemin şeyhülislamının da teşvikiyle Sultanahmet Camii'nde gerçekleştirilmiştir. Bu nedenle mahyanın doğuşu doğrudan Sultan I. Ahmed'in yaptırdığı Sultanahmet Camii ile anılır. 17. yüzyılda kandiller yağ ile yakılıyor, minareler arasına gerilen ipler üzerine tek tek yerleştiriliyordu. "Hoş geldin ya Şehr-i Ramazan" gibi ifadeler zamanla gelenek hâline geldi.
Mahya kelimesinin kökeni Arapça "mahiyye"den gelir ve Ramazan'a mahsus anlamı taşır. Uygulama başlangıçta sadece Ramazan ayına özgüydü. 18. ve 19. yüzyıllarda İstanbul'daki selatin camilerinde yaygınlaştı. Özellikle
Ayasofya,
Süleymaniye, Sultanahmet ve Yeni Camii mahyalarıyla meşhur oldu. Bu dönemde mahyacılık ayrı bir ustalık alanına dönüştü; "mahyacı" unvanı taşıyan ustalar saray tarafından görevlendirildi.
ASIRLAR SÜREN BİR GEÇMİŞ
Osmanlı arşiv belgelerinde mahyacılara yapılan ödemeler ve kullanılan malzeme kayıt altına alınmıştır. 19. yüzyılda gaz lambalarının kullanılmaya başlanmasıyla mahyalar daha parlak ve okunaklı hâle geldi. Cumhuriyet döneminde ise elektrikli ampullere geçildi ve teknik kurulum modernleştirildi. Mahya yalnızca bir süsleme değildir; kamusal bir mesajdır. Ramazan'ın manevî iklimini şehre ilan eder. Osmanlı'dan bugüne uzanan bu ışık geleneği, İstanbul başta olmak üzere pek çok şehirde sürdürülüyor. Diyanet İşleri Başkanlığı'nın koordinasyonuyla selatin camilerinde her yıl farklı mesajlar asılıyor. Dört asrı aşan bu gelenek, mimari ile hat sanatını gökyüzünde buluşturuyor. Minareler arasında kurulan ışık hattı, yalnızca bir yazı değil; geçmişle bugün arasında kurulan bir bağ. İstanbul semalarında her Ramazan yeniden yanan mahyalar, tarihin içinden süzülen bir hatırlatma gibi: Aynı hilalin altında, aynı ışığın etrafında buluşmak mümkün.