Florida Atlantic Üniversitesi araştırmacıları, ultra işlenmiş gıda tüketimi ile prostat kanseri riski arasındaki bağlantıyı araştırdı. Çalışmada, ABD'de 2003-2023 yılları arasında sağlık ve beslenme araştırmasına katılan 18 yaş ve üzerindeki 17 bin 24 erkeğin verileri incelendi. Ultra işlenmiş gıdalar arasında gazlı içecekler, paketlenmiş kahvaltılık gevrekler, atıştırmalıklar ve işlenmiş et ürünleri bulunuyor. Bu ürünler genellikle rafine yağ, şeker, nişasta, tuz ve ürünlerin tadını, yapısını veya raf ömrünü değiştirmek amacıyla kullanılan çeşitli katkı maddeleri içeriyor. Araştırmacılar, katılımcıların günlük aldıkları kalorinin ne kadarının ultra işlenmiş gıdalardan geldiğini hesapladı. Erkekler daha sonra ultra işlenmiş gıda tüketimlerine göre dört gruba ayrıldı. En az ultra işlenmiş gıda tüketenlerle diğer gruplar karşılaştırıldığında dikkat çekici bir fark ortaya çıktı.

Günlük kalorilerinin yaklaşık yüzde 20'sinden daha azını ultra işlenmiş gıdalardan alan erkeklerle karşılaştırıldığında, daha fazla tüketim yapan üç gruptaki erkeklerde prostat kanseri riskinin yüzde 29 daha yüksek olduğu görüldü. Ultra işlenmiş gıda tüketiminin en yüksek olduğu iki grupta ise risk yüzde 30 daha yüksek bulundu. Araştırmacılar yaş, ırk ve etnik köken, sigara kullanımı ve ekonomik durum gibi faktörleri de hesaba kattı. Bunlar dikkate alındıktan sonra da yüksek ultra işlenmiş gıda tüketimiyle bağlantılı risk artışı yüzde 24 ila 31 arasında kaldı. Daha önce yapılan araştırmalarda yüksek miktarda ultra işlenmiş gıda tüketimi; fazla kilo ve obezite, metabolik hastalıklar, kalpdamar hastalıkları ve erken ölüm riskiyle de ilişkilendirilmişti. Araştırmacılar, elde edilen bulguların ultra işlenmiş gıdaların prostat kanserine doğrudan neden olduğunu kanıtlamadığını, iki durum arasında bir bağlantı bulunduğunu gösterdiğini belirtti.
BAĞIRSAK SAĞLIĞINI BOZUYOR
Araştırmacılar, ultra işlenmiş gıdaların prostat kanseriyle nasıl bağlantılı olabileceğinin henüz kesin olarak ortaya konulmadığını belirtti. Bilim insanları bu tür gıdaların metabolizmayı etkilemesi, vücuttaki iltihabı ve oksidatif stresi artırması ve bağırsak mikrobiyotasında değişikliklere yol açması gibi olası mekanizmalar üzerinde duruyor.