Rahmetli sanatçı İbrahim Erkal'ın memleketi için bestelediği başlıktaki bu şarkı geliyor aklıma Erzurum deyince; "Hadi gel Erzurum'a gel". Erkal'ın "Dadaşların ele ele, alem senin aşığın" dediği Erzurum 15-23 Ağustos tarihleri arasında 9 gün boyunca Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından düzenlenen Türkiye Kültür Yolu Festivali'ne ev sahipliği yapıyor. Bu vesileyle rotamızı Cağ kebabıyla, Nene Hatunuyla, Palandokeniyle meşhur, kış turizminin ve özellikle Milli Mücadele döneminin sembol şehirlerinden Erzurum'a çeviriyoruz. Öncelikle Erzurum'a gitmek için ille de kayak takımlarını yanınıza almanıza gerekmiyor. Hatta yaz aylarında giderseniz "Erzurum bu kadar yeşil miydi?" diye şaşırabilirsiniz. Erzurum gezisine başlamak için en güzel adreslerden ilki Çifte Minareli Medrese. Şehrin simgesi haline gelen yapı, turkuaz çinilerle süslü iki minaresi ve görkemli taç kapısıyla daha ilk bakışta etkiliyor. 13. yüzyılın sonlarına tarihlenen medresenin kim tarafından yaptırıldığı kesin olarak bilinmiyor. Avlusunda ise yüzlerce yıl geriye gitmiş gibi hissediyorsunuz.

EN GÜZEL ÖRNEKLERDEN
Çok uzaklaşmadan Yakutiye Medresesi'ne geçebilirsiniz. 1310 yılında İlhanlı hükümdarı Sultan Olcayto döneminde yaptırılan yapı, Anadolu'daki kapalı avlulu medreselerin önemli örneklerinden. Taç kapısındaki kartal ve pars figürlerine özellikle dikkat edin. Ardından Üç Kümbetler geliyor. Anadolu'daki anıt mezar geleneğinin en güzel örneklerinden olan kümbetlerin en büyüğünün Emir Saltuk'a ait olduğu düşünülüyor. MİLİ
MÜCADELE'NİN SEMBOLÜ
Erzurum'un hikâyesi yalnızca Selçuklu ve İlhanlılarla sınırlı değil. Şehir, yakın tarihimizin de en önemli duraklarından. Erzurum Kongresi'nin toplandığı bina, Milli Mücadele'nin temel taşlarından birinin atıldığı yer. 23 Temmuz 1919'da başlayan kongrenin ardından Atatürk Evini de ziyaret ederek Erzurum'un yakın tarihine doğru yolculuğu sürdürebilirsiniz. Şehri çevreleyen Aziziye ve Mecidiye Tabyaları ise Erzurum'un savunma tarihine ışık tutuyor. Özellikle Aziziye Tabyaları, Nene Hatun'un hikâyesiyle birlikte hafızalarımızda özel bir yere sahip. Merkezdeki tarihi durakları gezdik, şimdi sıra doğada derseniz yaklaşık 95 kilometre uzaklıktaki Tortum Şelalesi, Erzurum seyahatinin en güzel sürprizlerinden. 48 metre yüksekliğindeki şelalenin hikâyesi de kendisi kadar ilginç. Büyük bir heyelan sonucunda Tortum Çayı'nın önü kapanınca Tortum Gölü oluşuyor gölün suları doğal seti aşınca da şelale ortaya çıkıyor. Şelaleye kadar gelmişken Tortum Gölünde mutlaka mola verin. Dağların arasında uzanan göl, özellikle yaz aylarında nefes kesen bir manzara sunuyor. Bir başka sürpriz ise Narman Peribacaları. Kapadokya'dakilerden farklı oluşum özelliklerine sahip kızıl kayalıklar, bölgeye "Kırmızı Periler Diyarı" denmesine neden oluyor. Milyonlarca yıl boyunca su ve rüzgârın şekillendirdiği bu manzara, özellikle fotoğraf meraklıları için harika. Ve tabii ki Palandöken... Kışın kayak tutkunlarının buluşma noktası olan Palandöken, yazın da temiz havası ile büyülüyor.

GASTRONOMİ DE ÖNE ÇIKIYOR
Erzurum seyahatini anlatıp cağ kebabından söz etmemek olmaz. Kuzu etinin odun ateşinde pişirilip küçük şişlerle servis edildiği bu lezzet, şehrin adeta gastronomik imzası. Ama liste burada bitmiyor. Kadayıf dolması, civil peyniri, lor dolması, ayran aşı ve Erzurum mantısı da mutlaka tadılmalı. Dönüşte ise Erzurum'la özdeşleşen Oltu taşından yapılmış bir takıya bakabilirsiniz. Şehirden geriye kalacak şık bir hatıra. Kısacası Erzurum, "Bir uğrayıp çıkarız" denilecek şehirlerden değil. Biraz zaman ayırınca hikâyesi de manzarası da sofrası da uzayıp gidiyor. 23 Ağustos'a kadar yaşanacak kültür sanat coşkusu da cabası...