"Gün olur, alır başımı giderim, Denizden yeni çıkmış ağların kokusunda... Şu köy senin, bu köy benim. Yollarda salaşçı çadırları. Kuşlar geçer, kapkara, üstümden. Merak ederim denizlerin dibinde ne var, diye. Hangi balıklar yaşar. Neler düşünürler? Neden her şey durgun, her şey sessiz? Bir dünya ki ne sesi var, ne soluğu. Dilsiz ağızsız balıklar. Dilsiz taşlar, dilsiz yosunlar. Gün olur, başıma kadar mavi. Gün olur, başıma kadar güneş. Gün olur, deli gibi..." demiş ya Orhan Veli Kanık Gün Olur şiirinde... İşte öyle bir gün oldu mavi bir masalın peşine düştüğümde... Engin koylar beni bekliyordu. Derin bir mavilik... Huzurlu bir sessizlik... Tüm yorgunluğumu alacak olan bu mavilik unutulmaz bir tatilin de kapılarını aralıyordu... Şimdi sizlerle bu unutulmaz tatili yeniden yad edeceğiz. Hayattan birkaç günlüğüne sıyrılıp rotayı maviliğe çevireceğiz. Hazırsanız haydi demir alıyoruz...

İLK DURAK BODRUM
Madem ki mavinin peşinden gidiyoruz. Mavinin en çok yakıştığı duraktan, Bodrum'dan başlayalım o zaman yolculuğumuza. Bedri Rahmi Eyüboğlu da demiş ya "Mavi kapı, mavi pencere, mavi duvar. Mavi deniz, mavi gök, mavi rüzgâr. Bodrum'da her şey maviye boyanır" diye... Gerçekten de tam olarak böyle. Ancak Bodrum'un gerçek maviliği koylarında saklı sanki. Kıyıdan bakarken yalnızca güzel bir tatil beldesi görürken, denizden açıldığınızda koy koy uzanan bambaşka bir coğrafya çıkıyor karşınıza. Teknenin önünde rüzgâr, arkasında köpüren deniz... Yer, gök alabildiğine mavi...

KAÇ FARKLI TON OLABİLİR?
Bodrum'dan Gökova'ya ilerledikçe manzara tam anlamıyla bir doğa gösterisine dönüşüyor. Çam ormanları denize kadar uzanıyor, koylar birbiri ardına karşınıza çıkıyor. Suyun rengi her virajda değişiyor. Turkuaz, lacivert, yeşil... Bir noktadan sonra denizin kaç farklı mavi tonu olabileceğine şaşırıyorsunuz. Sedir Adası ve çevresindeki koylarda yüzmek, doğanın içinde serinlemek... Bir koyda saatlerce kalmak, denize girip çıkmak, güvertede uzanmak ve arada bir "Şu manzaraya bakar mısınız?" demek... Gökova'da mutluluk biraz sadeleşiyor.

HER KOYUN HATIRI VAR
Marmaris ise mavi turun en gözde rotalarından. Buraya geldiğinizde anlıyorsunuz doğanın mucizesini. Size Çünkü doğa öylesine cömertçe sunuyor ki tüm koylarını... Selimiye, Bozburun, Hisarönü Körfezi ve çevresindeki küçük koylar... Koylar arasında ilerlerken her biri ayrı hayran bırakıyor insanı. Hani Cemal Süreyya Aşk şiirinde diyor ya "Seni bir kere öpsem ikinin hatırı kalıyordu. İki kere öpeyim desem üçün boynu bükük." İşte buradaki koylar arasında da bu hissi yaşıyorsunuz biraz. Birinde uzun kalsanız diğerinin hatırı kalıyor. Birine uzaktan baksanız diğerinin sanki boynu bükük...

TURKUVAZIN TAM KALBİNDE
Fethiye kıyılarına geldiğinizde deniz bir kez daha sahne değiştiriyor. Ölüdeniz'in turkuaz rengi, Kelebekler Vadisi'nin etkileyici doğası ve çevredeki koylar, mavi tur rotasını Akdeniz'in en güzel duraklarından biri haline getiriyor. Ama Fethiye'yi denizden keşfetmenin asıl güzelliği, kalabalığın biraz uzağına çıkabilmek. Teknenizle saklı bir koya giriyor, demiri atıyor ve birkaç dakika sonra kendinizi cam gibi bir suyun içinde buluyorsunuz. Karadan ulaşmak için saatlerce yol gitmek yerine, deniz sizi doğrudan güzelliğin kapısına bırakıyor.

GÖCEK EN ZARİFİ
Göcek, mavi turun daha sofistike yüzünü temsil ediyor. Şık teknelerin, güzel restoranların ve yemyeşil doğanın buluştuğu Göcek koyları, size masalsı bir hava yaşatıyor. Ancak günün en güzel anı çoğu zaman akşamüstü geliyor. Çünkü burada güneş batmıyor adeta ziyaretçilerine bir şov yapıyor. Günbatımının en güzel halini izleyeceğiniz bu eşsiz koyda, anın tadını çıkarmak, maviliğin arasından süzülen turuncuyu izlemek... Aradan yıllar geçse de unutulmaz bir hatıra olarak kalacak hafızanızın en güzel çekmecesinde...

TARİHİN DERİNLİKLERİNE DALIŞ
Kaş ve Kekova hattına geldiğinizde ise mavi turun hikâyesi değişiyor. Bu kez yalnızca yüzmüyor adeta tarihin derinliklerine dalıyorsunuz. Batık şehir kalıntıları, antik yapılar, kayalara oyulmuş mezarlar ve denizin altında uzanan tarih... Teknenin yavaşça ilerlediği bu sularda manzaraya bakarken insanın aklına tek bir düşünce geliyor. Bu kıyılarda bizden önce kim bilir kaç insan aynı denize bakıp aynı maviyi izledi? Buradan acaba kimler geldi kimler geçti?

BANA MAVİNİ VER DENİZ
Mavi turun son günü gelip de kara göründüğünde garip bir his kaplıyor insanı. Sanki çok sevdiğiniz biriyle vedalaşmak gibi bir his... Heybenizde onlarca güzel anı ve binlerce ton mavilik... Ve bu turdan ayrılırken Arif Nihat Asya gibi haykırmak istiyorsunuz denize: "Balıkların, kandillerin. Ne varsa olsun ellerin. Bana mavini ver deniz!"