Bodrum'un yolları kıvrıla kıvrıla denize inerken, bir yerde manzara değişir. Beyaz evlerin arasından begonviller taşar, masmavi deniz ufka doğru uzanır, yelkenliler rüzgârı yakalar. İşte tam o noktada Yalıkavak başlar. Bir zamanlar sünger avcılarının, balıkçıların ve mandalina bahçelerinin sessiz köyü olan Yalıkavak, bugün Bodrum'un en hareketli duraklarından biri. Ama bütün o ışıltısına rağmen hâlâ denizden gelen rüzgârın sesini duyabileceğiniz, akşamüstü bir kahveyle saatlerin nasıl geçtiğini unutabileceğiniz bir ruhu var.
SÜNGERCİLİKTEN SÜPER YATLARA
Yalıkavak'ın hikâyesinde rüzgârın ayrı bir yeri var. Bodrum Yarımadası'nın kuzeybatısındaki konumu nedeniyle belde, tarih boyunca güçlü rüzgârlarıyla tanınıyor. Tepelerdeki yel değirmenleri ise Yalıkavak'ın rüzgârla kurduğu ilişkinin en güzel hatıralarından... Uzun yıllar küçük bir balıkçı ve süngerci yerleşimi olarak bilinen Yalıkavak'ta süngercilik ise en büyük geçim kaynağı... Ancak bugün kıyıya yanaşan teknelere baktığınızda ise bambaşka bir dünya görüyorsunuz. Süngerci teknelerinin yerini milyonlarca dolarlık yatlar almış. Öyle yatlar ki bazıları uzaktan bakıldığında tekne değil, denizin üzerine kurulmuş birer saray gibi... Geçmişte denizin altında sünger arayan insanların kıyısında bugün denizin üzerinde servetler yüzüyor.

BODRUM RUHU VAR
Yalıkavak'ın bugün neden dünyanın ünlü yaz destinasyonlarıyla kıyaslandığını anlamak zor değil. Fransa'nın Cote d'Azur kıyılarında gördüğümüz marina çevresindeki lüks yaşamın benzeri burada da oluşmuş durumda. Saint-Tropez'de olduğu gibi Yalıkavak'ta da yaz akşamları yatların hareketliliğiyle başlıyor. Ancak Yalıkavak'ı Saint-Tropez'den ayıran çok önemli bir şey var: Bodrum'un ruhu. Beyaz badanalı evler, mavi kapılar, begonviller, taş sokaklar, tepelerdeki yel değirmenleri... Bir anda lüks dünyanın ortasından çıkıp Ege'nin eski bir köyünde bulabiliyorsunuz kendinizi. Belki de Yalıkavak'ın büyüsü tam burada saklı.
KARŞITLIKLARIN HİKÂYESİ
Yalıkavak'ta akşam yemeğine oturduğunuzda beldenin değişimini sofrada da görüyorsunuz. Bir masada taze balık, Ege otları, zeytinyağlılar ve mezeler... Hemen birkaç adım ötede dünya mutfağından ilham alan restoranlar. Kıyıda küçük bir balıkçı teknesi... Karşıda özel bir süper yat. Yalıkavak'ın hikâyesi aslında bu karşıtlıkların hikâyesi. Sadelik ile gösteriş, geçmiş ile gelecek, balıkçı tekneleri ile süper yatlar aynı koyda buluşuyor.
DENİZ, KUM VE HUZUR
Yalıkavak denince akla marina ve gece hayatı gelse de bölgenin koylarını keşfetmeden dönmemek gerekiyor. Berrak denizi, küçük koyları ve farklı plaj seçenekleriyle Yalıkavak, deniz tatilini sevenlere de bolca seçenek sunuyor. Sabah erken saatlerde denize girmek ise bambaşka. Henüz plajlar kalabalıklaşmamışken denizin üzerine düşen güneş ışıkları, kıyıdaki tekneler ve hafif esen rüzgâr... Bodrum'un en güzel sabahlarından biri olabilir.
ESKİ RUHUNU KAYBETMİYOR
Yalıkavak'ı yalnızca pahalı restoranların, lüks otellerin ve büyük yatların adresi olarak görmek haksızlık olur. Çünkü buranın esas hikâyesi değişim. Küçük bir balıkçı köyünün dünya turizm sahnesine çıkması... Mandalina bahçelerinin arasından yükselen bir destinasyonun uluslararası yatların uğrak noktası haline gelmesi... Ama bütün bunların arasında eski ruhunu kaybetmemesi. Bugün Yalıkavak'ta yürürken bir yanda dünyanın en pahalı yatlarını görebilir, birkaç dakika sonra begonvillerin sardığı eski bir sokakta sessizliğe karışabilirsiniz. Bunun için Ajet'in Bodrum seferlerine göz atmanız yeterli. İstanbul Sabiha Gökçen'den haftada 56 ve Ankara Esenboğa'dan haftada 36 olmak üzere toplam 92 sefer düzenleyen AJet, unutulmaz bir tatile uçuruyor.