Benim için gerçek lezzet, fırından yeni çıkmış ekmek kokusudur. Sıcakken koparılan bir parça, üzerine sürülen tereyağı, biraz peynir, belki bir kaşık bal... Bazen dünyanın en sade yemeği, en unutulmaz sofraya dönüşür. Ekmek, Anadolu'da yalnızca karın doyuran bir yiyecek değildir. Bereketin, paylaşmanın, emeğin ve evin simgesidir. Her bölgenin unu, mayası, pişirme tekniği ve fırını değişir dolayısıyla her şehrin ekmeği de başka bir hikâye anlatır. Bu yaz size farklı bir gastronomi rotası öneriyorum. Gittiğiniz şehirde yalnızca "Nerede yemek yiyelim?" diye sormayın. Bir de "Burada hangi ekmek yenir?" diye sorun. Çünkü bazen bir şehrin hafızası, fırından yeni çıkmış bir somunun içinde saklıdır.
TIRNAKLI PİDEYİ SICAK SICAK YİYİN
Gaziantep'te kebap kadar ekmek de sofranın başrol oyuncularından biridir. Tırnaklı pide, parmak uçlarıyla verilen kendine özgü şekli ve taş fırında aldığı hafif kızarmış kabuğuyla kentin en karakteristik lezzetlerinden biridir. Fırından çıktığı anda alın. Soğumasını beklemeyin. Sıcak pideyi kebabın suyuna batırın ya da sadece biraz tereyağıyla deneyin. Gaziantep'te sabah fırınlarının önünden geçerken yükselen ekmek kokusunu takip edin. Bazen en iyi gastronomi rehberi burnunuzdur.

AÇIK EKMEĞİN PEŞİNE DÜŞÜN
Urfa sofralarının vazgeçilmezlerinden biri de ince ve yumuşak açık ekmektir. Kebapların, çiğ köftenin ve isotlu mezelerin yanında servis edilen bu ekmek, çoğu zaman çatalın görevini de üstlenir. Bir parça koparın, içine kebap ve közlenmiş biber koyun, üzerine sumaklı soğan ekleyin. İşte size tek lokmalık gerçek bir Urfa sofrası. Tarihî çarşılarda dolaşırken mahalle fırınlarına uğramayı unutmayın.
TANDIR EKMEĞİNİ YERİNDE TADIN
Tandırın iç duvarına yapıştırılarak pişirilen ekmeklerin bence ayrı bir ruhu vardır. Diyarbakır ve çevresinde tandır ekmeği, özellikle kahvaltıda peynir, tereyağı ve yöresel bal ile nefis bir birliktelik kurar. Sıcakken hafif çıtır, içi ise yumuşaktır. Sur içinde dolaşın, tarihî yapıları gezin ve bir mahalle fırınının önünde durup tandırdan yeni çıkmış ekmeğin kokusunu içinize çekin. Bazen gastronomi turizmi tam olarak budur: Hiç planlamadığınız bir sokakta, elinizde sıcacık bir ekmekle yürümek.

VAKFIKEBİR EKMEĞİNİN SABRINI ÖĞRENİN
Karadeniz'de ekmek denince en önemli duraklardan biri Vakfıkebir'dir. Büyük yuvarlak formu, kalın kabuğu ve uzun süre dayanabilmesiyle tanınan Vakfıkebir ekmeği, geçmişte uzun yolculuklara çıkanların da vazgeçilmeziymiş. Taş fırında yavaş yavaş pişirilen bu ekmeğin en güzel tarafı, birkaç gün geçse bile karakterini korumasıdır. Sıcakken bir dilimini alın, üzerine tereyağı sürün. Yanına bir bardak koyu Rize çayı... Bazen kahvaltı için bundan fazlasına gerçekten ihtiyaç yok.
ETLİ EKMEĞİ EKMEK SANMAYIN!
Adında ekmek geçiyor ama o tek başına bir öğündür. Konya etliekmeği, ince ve uzun hamurun üzerine kıymalı harç yayılarak taş fırında pişirilir. Kenarları çıtır, ortası ince ve lezzetlidir. Konya'ya gittiğinizde fırından yeni çıkmış haliyle yiyin. Yanına ayran ve közlenmiş biber yeter. Etliekmeğin en güzel tarafı bana göre sofraya geldiği anda başlayan paylaşma telaşıdır. Herkes aynı uzun parçaya uzanır ve tabak birkaç dakika içinde boşalır.
MISIR EKMEĞİNİ MIHLAMAYA BANDIRIN
Karadeniz'in bir başka güçlü ekmek geleneği mısır ekmeğidir. Mısır unu, bölgenin mutfak kültüründe yüzyıllardır önemli bir yere sahiptir. Rize ve çevresinde hazırlanan yoğun dokulu mısır ekmeği özellikle mıhlama, kara lahana ve turşu kavurmasıyla harika bir uyum sağlar.
ÇÖREĞİN VE TAŞ FIRININ İZİNİ SÜRÜN
Tokat mutfağında ekmek ve hamur işi kültürü oldukça güçlüdür. Köylerde hazırlanan mayalı ekmekler ve taş fırın ürünleri, özellikle yöresel yemeklerin vazgeçilmez eşlikçisidir. Tokat kebabının yanında sıcak ekmek isteyin; sebzelerin ve etin fırında bıraktığı suya ekmeği banmadan masadan kalkmayın.