Huzurlu bir sığınaktır Eyüp. İç dünyaya yapılan derin yolculuk, ruhtaki gizli noktalara sessiz bir dokunuştur. Ramazanların coşkusunu yaşatan mahyalar, manevi âleme uzanan dualardır. İstanbul'u kuran ruh, padişahları tahta çıkaran yoldur. Çocukluğu saklayan oyuncakçı, cumbalı evlerin yaşayan tablosudur. Gökyüzüne uzanan yolda, yeşil ile maviyi kavuşturan Pierre Loti'dir. Eyüp, Haliç'in selama durduğu yerdir.
EYÜPSULTAN'IN HUZURUNDA
Güneşin ilk ışıkları yüzünü göstermeye başladığında hareketlenir Eyüp Sultan Meydanı. Sultan'ın daimi bekçileri kumrular karşılar önce seni, mırıl mırıl sevda şarkılarıyla. Meydandaki fıskiyenin sesine karışır melodileri. Ardından sabahın hafif rüzgârı girer devreye ağaçların yaprakları da katılır bu sessiz senfoniye. Temizlik görevlileri belirir birer birer. Onlar da günün ilk seslerine kendi ritimlerini ekler. Ve sen daha huzura çıkmadan mest olmuşsundur aslında. Avluya adım attığında Eyüp Sultan'ın huzurundasındır. Padişahların tahta çıkmadan önce Hz. Muhammed'e ve sahabelerine ait kılıçlardan birini "taklid-i seyf" denilen merasimle kuşandığı muhteremdir. O, Halid bin Zeyd Ebu Eyyub el-Ensari'dir. İşte bütün bu duygulardır seni Eyüpsultan'ın huzuruna çıkaran. İşte bundandır yüzyıllardır Müslümanların ziyaretgâhı olması.

TARİHE UZANAN YOLDA
Güneş gökyüzünde yükseldikçe Eyüpsultan Meydanı da hareketlenir. Sünnetlikleriyle küçük birer şehzade gibi görünen çocuklar aileleriyle belirir meydanda. Evlenecekler hayırlı bir yuva için ellerini semaya açar. Yaşlı teyzeler, nur yüzlü dedeler, gençler, çocuklar derken meydan bir bayram yerine dönüşüverir. Simitçisi, dondurmacısı, Osmanlı macuncusu ve elbette Eyüpsultan yemcisi bu meydanın olmazsa olmazlarıdır. Meydandan arka sokaklara doğru yürüdükçe tarihin kapıları açılır birer birer. Fatih Sultan Mehmet'ten Sultan Vahdettin'e kadar Osmanlı padişahlarının kılıç kuşanıp ata bindikleri Cülus Yolu uzanır önüne. Bir padişah ihtişamıyla yürürsün bu sokaklarda. Yürüdükçe fark edersin ki her sokak, her köşe, her cadde başka bir tarihi saklıyor. Başını kaldırdığın bir yerde Osmanlı kitabesi, başka bir köşede eski bir mezar taşı, biraz ileride bir türbe çıkar karşına. Damad Siyavuş Paşa'dan Şeyhülislâm Uryanizade Esad Efendi'ye, Kanuni Sultan Süleyman devri Kaptan-ı Deryalarından Çıplak Mustafa Paşa'dan Sadrazam Sokullu Mehmet Paşa'ya kadar nice devlet adamının ebedi istirahatgâhıdır Eyüp.
GÖKYÜZÜNE UZANAN YOLDA
Güneş kızıllığa bürünmüş, günü aya bırakmaya hazırlanırken Eyüp'ün bir diğer incisi bekler seni: Pierre Loti Tepesi. Eyüp'ü bir de yükseklerden görebilmek için gökyüzüne uzanan yolda bir yolculuğa çıkmanın vaktidir. Teleferiğe binen kalabalığa sen de karışırsın. Eyüp'ün üzerinden yükselirken şehir yavaş yavaş aşağıda kalır. Yeşil ile mavi birbirine yaklaşır. Yukarı çıktığında yemyeşil bir doğa kucaklar seni. Ardından Pierre Loti'nin o keyfine doyum olmayan kahvehaneleri karşılar. Bir masaya oturup çayını yudumlarken Eyüp'ü, Haliç'i ve uzaktaki İstanbul'u seyretmenin vaktidir artık. Tepeden baktığında başka bir İstanbul görürsün. Tarihi mezarlıkların arasından yükselen serviler, Haliç'in kıvrımları, eski yapılar ve uzakta uzanan şehrin silueti... Sanki İstanbul bütün ihtişamını bir anlığına önüne sermiştir.
ÇOCUKLUK ANILARI BURADA SAKLANMIŞ
Her adımda tarihe götüren Eyüp sokaklarında yalnızca Osmanlı'nın değil, çocukluğun da izleri saklıdır. Çünkü Eyüp, bir anlamda Oyuncakçılar Çarşısı demektir. Yaşlı bir teyzenin çocukluğundaki belki de tek oyuncağı olan el yapımı bebeği ya da yaşlı bir amcanın tek tekerlekli tahta arabası gelir akla. Bir zamanlar pişmiş topraktan yapılmış küçük darbukaları, düdüklü testileri, tahta, deri, teneke ve çamurdan arabaları, topaçları, dümbelekleri, davulları, kaynana zırıltılarını ve hacıyatmazları barındıran Oyuncakçılar Çarşısı bugün belki yalnızca bir sokak ismidir. Ama o sokak hâlâ büyükannelerin, büyükbabaların çocukluk anılarını saklar.