Bu yaz birçok insan Akdeniz'in saklı ve asil yıldızının peşindeydi. Sanatçıların ve sessiz lüksün sığınağı büyük kulüplerin, sabahın ilk ışığına kadar süren neon ışıklı kalabalıkların ve adını duyurmak için yarışanların dünyasından sadece 30 dakikalık bir feribot mesafesinde. Ancak coğrafi olarak İbiza'nın hemen kız kardeşi sayılsa da, ruhsal olarak evrenin bambaşka bir boyutunda yer alıyor: Formentera. Peki, Akdeniz'in bu minicik adası nasıl oldu da dünyanın en gözde, en trend ve en çok arzulanan "gizli lüks" kaçış noktasına dönüştü? Cevap çok net: Havalimanı olmaması. Evet, yanlış duymadınız adaya uçakla inemiyorsunuz. Sadece denizden, sadece kısıtlı feribotlarla ulaşılabilen bu coğrafi filtre, Formentera'yı kitlesel turizmin o yorucu iştahından korudu. Formentera, şatafata ihtiyaç duymayan daha uzun ve temiz plajlar, daha taze ve lezzetli yemekler sunuyor. Üstelik daha romantik ve nostaljik.

YALIN LÜKS ARAYANLARIN GÖZBEBEĞİ
1960'larda Bob Dylan'ın, Pink Floyd'un ve dönemin bohemian hippilerinin keşfettiği bu topraklar bugün Kate Moss'tan Leonardo DiCaprio'ya kadar dünyaca ünlü isimlerin, "görünmekten" değil "saklanmaktan" keyif alan entelektüellerin ve yalın lüks arayanların gözbebeği. Valizinize sadece en rahat keten gömleklerinizi ve terliklerinizi atın; çünkü burada statü sembolü saatler değil, ayaklarınızın altındaki o kadife kumlar. Trendin ve Cazibenin Sırrı Formentera'nın küresel bir yıldız haline gelmesinin ardında, modern insanın en büyük zaafına sunduğu kusursuz reçete yatıyor. Zamanı yavaşlatmak. Adanın etrafını saran o göz kamaştırıcı, Karayipler'i kıskandıran turkuaz deniz, UNESCO koruması altındaki devasa posidonia deniz çayırları sayesinde bu kadar berrak. Su o kadar saf ki tekneler havada süzülüyormuş gibi görünür. İbiza'nın o yorucu temposunun aksine Formentera makyajsız gezilen, kıyafetlerin değil doğanın konuşturduğu, dürüst ve özgür bir "yavaş yaşam" (slow living) manifestosu sunuyor. Adanın düz coğrafyası, araba gürültüsünden uzak, saçlarınız rüzgârda uçuşarak Vespa'larla veya bisikletlerle keşfedilebilecek patikalarla dolu.

GÖZ ALICI DURAKLAR
- Kristal suların ve fenerlerin rotası Illetes Plajı: Adanın en ikonik, iki tarafı da denizle çevrilen incecik beyaz kumsallı cenneti. Dünyanın en iyi plajları listelerinin demirbaşı olan bu nokta, blinding (göz alıcı) turkuaz sularıyla adeta bir rüya.
- Cap de Barbaria Feneri ve mağarası: Adanın en güney ucunda, Afrika'ya bakan o ıssız ve dramatik uçurum. Özellikle gün batımında fenerin etrafında toplanıp sessizliğe bürünmek, adanın en mistik ayinlerinden biri.
- Sant Francesc de Formentera: Adanın şirin başkenti. 18. yüzyıldan kalma tarihi kilisesi, begonvilli beyaz evleri, butik tasarım dükkânları ve bohem kafeleriyle adanın kültürel kalbi burada atıyor.
- La Mola Feneri ve El Pilar de La Mola: Yüksek kayalıkların üzerine tünemiş tarihi fener. Çarşamba ve pazar günleri kurulan o meşhur el emeği hippi pazarı, adanın 60'lardan kalma ruhunu hala canlı tutuyor.
- Es Calo de Sant Agusti: Geleneksel ahşap balıkçı teknelerinin rampaları (escars) ve kayalıkların arasından süzülen berrak koylarıyla zamansız bir balıkçı köyü.
NASIL GİDİLİR?
İbiza'nın limanından bindiğiniz hızlı feribotlarla La Savina limanına varıyorsunuz. Adada gezmek için en akıllıca yol bir scooter veya elektrikli bisiklet kiralamak. Adanın o gerçek dingin ve asil ruhunu yakalamak istiyorsanız mayıs-haziran veya eylül-ekim ayları en kusursuz zaman dilimi...
Damakta kalan Akdeniz
Formentera mutfağının en güzel örneklerini deniz kenarındaki ahşap kulübelerde (chiringuito), ayaklarınız kumun içinde tadabilirsiniz. Peix Sec (Kurutulmuş balık): Adanın geleneksel lezzeti. Güneşte kurutulmuş balığın zeytinyağı, domates ve kıtır ekmekle harmanlanarak salata şeklinde sunumu. Taze Akdeniz mahsulleri: Sabah balıkçıların getirdiği lagoslar, karidesler ve kalamarların sade bir zeytinyağı ve sarımsakla ateşte buluşması. Frit de Pulp: Ahtapot, patates ve biberin geleneksel baharatlarla tavada sotelendiği ada klasiği.