Gözünüzü kapatın ve rüzgârın dağlardan ovaya fısıldadığı o kadim ezgiyi hayal edin. Sabun kokulu dar sokaklar, altından geçen geçitler ve ovaya tepeden bakan o asil duruş... Mardin'e gitmek sadece bir seyahat değil, ruhun o kerpiç duvarlar arasında dinlenmesi, zamanın büküldüğü o büyüleyici coğrafyada yeniden nefes alması... Valizinize bolca merak, makinenize ise en geniş açılı lensinizi koyun. Çünkü bu yolculukta sadece bir şehir keşfetmeyeceğiz Mezopotamya'nın kalbine, bin yıllık taşların hikayesine ortak olmaya gidiyoruz. Hazırsanız, anahtarı çeviriyor ve zaman tüneline giriyoruz, haydi yola çıkalım! Mardin merkezine yakın bir mesafede, toprağın altındaki o devasa ihtişamıyla sizi bekleyen Dara kayalara oyulmuş dev kaya mezarları ve devasa yer altı sarnıçlarıyla tam anlamıyla bir fantastik film platosu. Yerin metrelerce altına inen o serin, mistik tünellerde yürürken binlerce yıl öncesinin mühendisliğine ve büyüleyici atmosferine şapka çıkaracaksınız. Özellikle Efes Antik Kenti'ne benzerliği ile dara Antik Kenti Güneydoğu Anadolu'nun Efesi olarak bilinmektedir. Birçok tarihi eser sahibi olan bu büyük Antik Kent içerisinde hala önemli kalıntılar çıkarılmaya devam ediyor.

KAYA İÇİNE KURULU
Dara Antik Kenti Romalılar tarafından bölge sınırlarını korumak amaçlı yapılmış bir tarihi kenttir. Yukarı Mezopotamya'nın en önemli kentleri arasında yer alan dara Antik Kenti, 505 yılında Doğu Roma İmparatorluğu'nu Sasanilere karşı korumak amaçlı yapılmıştır. Diğer bir değişle Askeri Garnizon kenti olarak da dile getirmek mümkün. Bir kaya içine kurulmuş olan bu antik kentin çevresinde 4 kilometre surlar yer almaktadır. Üstelik geç Roma dönemine kadar uzanan mağara evleri de yapı içerisinde bulunmaktadır.

DENEMEDEN DÖNMEYİN!
- Mardin'de yemek kültürü de en az mimarisi kadar katmanlı ve zengindir. Taş konakların damlarında veya tarihi restoranlarda tadını damakta bırakacak lezzetler gezi sonrası sizleri bekliyor.
- Kaburga dolması: Uzun saatler boyunca fırında pişen, içi baharatlı iç pilavla doldurulan ve lokum gibi dağılan kuzu kaburga, buranın şüphesiz kraliyet yemeğidir.
- İkbebet (Haşlanmış içli köfte) ve sembusek: Klasik içli köftenin haşlanmış ve özel sosla sunulan hali ikbebet ile Mardin'in kapalı lahmacunu olarak bilinen fırın lezzeti sembusek mutlaka denenmeli.
- Mezopotamya'nın sıvı altını - Mırra: Telveyle pişmeyen, defalarca kaynatılarak küçücük kulpsuz fincanlarda servis edilen bu sert ve acı kahve, şehrin en önemli misafirperverlik ritüelidir.
- Tatlı kapanış: Kavrulmuş tel kadayıfın fıstıkla buluştuğu Kahiye tatlısı ile günü taçlandırın.
NE ZAMAN GİDİLİR?
Yaz sıcaklarının insanı zorladığı bu coğrafyada, bahar ayları (Nisan- Mayıs) ya da sonbahar serinliği (Ekim- Kasım) seyahat için en konforlu dönem.
NE GİYİLİR?
Mardin'in dik yokuşları ve Dara'nın kayalık arazisi için mutlaka tabanı sağlam, rahat yürüyüş ayakkabıları tercih edin.
BİR LABİRENT GİBİ...
Mardin eski kentsel SİT alanı abbaralar ve taş evleri büyüleyici... Otomobillerin giremediği, sadece eşeklerin ve yayaların taş sokakları adımladığı bu labirentte kaybolmak en büyük lüks. Gölgeli geçitler (abbaralar) altından geçerken her köşe başı size ayrı bir fotoğraf karesi sunacak.