Çocukluğumuzda bir şarkı vardı "Ilgaz Anadolu'nun sen yüce bir dağısın/ Baharda yer yüzünde/O cennetin bağısın/Yalçın kayalıklar/ Göklere yükseliyor/Senin dumanlı başın/Bulutları deliyor..." Hatırladınız değil mi? Hatta bir anda mırıldanmaya başlamış dahi olabilirsiniz. Şüphesiz bu bütün Anadolu'yu tanımlamak için söylenen bir şarkı. Ancak Ilgaz Dağı da bunun en önemli sembollerinden biri... O dönem Ilgaz'ın nerede olduğunu, eteklerinde nasıl ormanlar uzandığını, bu dağın hangi hikâyelere tanıklık ettiğini bilmiyorduk. Şimdi ise aynı sözler, Kastamonu'nun yemyeşil coğrafyasına bakarken insanın zihninde başka türlü yankılanıyor. Karadeniz'in yeşiliyle Anadolu'nun kadim tarihinin buluştuğu Kastamonu, çocuklukta ezberlediğimiz o şarkının ötesinde, keşfedilmeyi bekleyen büyük bir coğrafya. Üstelik bu keşif yalnızca Ilgaz'la sınırlı değil. Kanyonların derinliklerinden ahşap konaklara, şelalelerden mağaralara, siyez tarlalarından Karadeniz kıyılarına uzanan zengin bir rota...
ÇOCUKLUK ŞARKISINDAN ILGAZ'A
Ilgaz Dağı'na doğru ilerlerken o eski şarkının sözlerini hatırlamamak mümkün değil. Köknar ormanlarıyla çevrili dağ, Kastamonu ile Çankırı arasında yükselirken dört mevsim farklı bir güzellik sunuyor. Kışın bembeyaz bir örtüye bürünüp kayak tutkunlarını ağırlayan Ilgaz, bahar ve yaz aylarında ise yürüyüş, kamp ve doğayla baş başa kalmak isteyenlerin rotasına dönüşüyor. Ama Ilgaz'ı özel yapan yüksekliği ya da ormanları değil. Çocukluğumuzun hafızasında yer etmiş bir dağın bugün karşımızda bütün heybetiyle durması. Bir şarkının içinden çıkıp gerçek bir manzaraya dönüşmesi...

KANYON ŞEHRİ
Kastamonu'nun doğasını keşfetmeye başladığınızda şehrin neden bu kadar özel olduğunu daha iyi anlıyorsunuz. Burada dağlar yalnızca uzaktan seyredilmiyor. Ormanların içine giriyor, derin vadilerden geçiyor, kayaların arasından akan suların peşine düşüyorsunuz ve karşınıza kanyonlar çıkıyor. Kastamonu, Türkiye'nin en etkileyici kanyon coğrafyalarından birine sahip. Özellikle Küre Dağları'nın eteklerindeki Valla, Horma ve Çatak kanyonları, doğanın milyonlarca yılda şekillendirdiği görkemli manzaralar sunuyor.

VALLA'DAN HORMA'YA...
Pınarbaşı'na geldiğinizde rotayı Valla Kanyonu'na çevirmek gerekiyor. Devrekani Çayı ile Kanlıçay'ın buluştuğu noktadan başlayan kanyon, yüksek kayalıkların arasında kilometreler boyunca uzanıyor. Bazı noktalarda yüzlerce metreyi bulan sarp kayalıklar, insana doğanın karşısında ne kadar küçük olduğunu hatırlatıyor. Valla'nın heybetinden sonra Horma Kanyonu'nun içinden geçmek daha farklı bir his veriyor. Ahşap yürüyüş platformu boyunca ilerlerken bir yanınızda kayalar, diğer yanınızda suyun sesi var. Ormanın yeşili, kanyonun gri duvarları ve berrak su aynı manzarada buluşuyor. Kanyonun sonunda ise Ilıca Şelalesi çıkıyor karşınıza. Suyun kayaların arasından dökülüşünü izlerken şehir hayatının gürültüsünden ne kadar uzaklaştığınızı fark ediyorsunuz.
TARİHİ AHŞABA İŞLEMİŞLER
Doğanın içinden çıkıp Kastamonu merkezine geldiğinizde bu kez başka bir hikâye başlıyor. Tarihi konakların sıralandığı sokaklarda yürürken Kastamonu'nun geçmişine dokunuyorsunuz. Ahşap cumbalar, geniş saçaklar, taş temeller ve geleneksel mimari şehrin eski yaşam kültürünü bugüne taşıyor. Kastamonu Kalesi ise şehri yukarıdan seyretmek için en güzel noktalardan biri. Hemen altında tarihî mahalleler, kırmızı kiremitli çatılar ve yeşil tepeler... Biraz ileride Şeyh Şaban-ı Veli Külliyesi karşılıyor sizi. Burası da Kastamonu'nun manevi hafızasının en önemli duraklarından.
TEK COĞRAFYADA BİR ÇOK ROTA
Kastamonu'nun en güzel taraflarından biri de aynı rota içinde birçok farklı coğrafyayı bir arada sunması. Dağlardan Karadeniz'e doğru indiğinizde İnebolu çıkıyor karşınıza. Tarihi evleri, sahili ve Millî Mücadele dönemindeki önemli rolüyle İnebolu, Kastamonu'nun denize açılan kapılarından. Ahşap evlerin arasından geçip Karadeniz'in kıyısına vardığınızda, birkaç saat önce kanyonların derinliklerine bakan gözleriniz bu kez mavinin sonsuzluğuna takılıyor.