Bir yanında tarihi kanallar, diğer yanında bisikletlerin hiç dinmeyen ritmi... Karakteristik evleriyle bir masal dünyasındaymışsınız hissi yaşatan bu büyüleyici şehirde karşınıza çıkan yel değirmenleri bu masalı tamamlıyor adeta... Evet Hollanda'nın başkenti Amsterdam'dan bahsediyorum. Ben bu şehre ilk adım attığımda bir masalın içindeymişim gibi hissettim. Sanki Alice Harikalar Diyarı'na düşmüşüm de bir anda karşıma masaldaki o tavşan çıkacakmış gibi... Çünkü bu şehir diğer Avrupa başkentlerinden çok farklı... Burada zaman biraz farklı akıyor. Bir kanalı takip ederek yürürken karşınıza küçük bir kafe ya da rengârenk çiçeklerle süslü bir balkon çıkabiliyor. Şehri keşfetmenin en güzel tarafı da biraz bu. Kanal kenarında yürümek, köprülerden şehri seyretmek ya da bir bisikletin üzerinde sokaklara karışmak.... Şehrin özgür ruhu da tam burada kendini gösteriyor.
SANATIN İZİNDE ADIM ADIM
Bu şehirde kültür ve sanatın izini takip etmek istiyorsanız rotanız Museumplein olmalı. Dünyaca ünlü müzelerin bir araya geldiği bu bölge, birkaç saat içinde Hollanda sanatının en önemli isimleriyle tanışma fırsatı sunuyor. Şehrin en önemli kültür duraklarının başında Anne Frank evi bulunuyor. İkinci Dünya Savaşı sırasında Anne Frank ve ailesinin Nazilerden saklandığı ev, bugün dünyanın en çok ziyaret edilen müzelerinden biri. Dar merdivenleri ve küçük odaları gezerken tarihin kitap sayfalarından çıkıp karşınıza dikildiğini hissediyorsunuz. Rijksmuseum ise ülkenin en büyük ulusal müzesi. Rembrandt'ın başyapıtlarından 'Gece Devriyesi' burada sergileniyor. Van Gogh Museum ise sanatçının dünyadaki en kapsamlı koleksiyonlarından birine ev sahipliği yapıyor.

ŞEHRİN KALBİ BURADA ATIYOR
Amsterdam'ın kalbine doğru ilerlediğinizde yol sizi Dam Meydanı'na çıkarıyor. Şehrin en hareketli noktalarından biri olan meydanda Amsterdam Kraliyet Sarayı ve tarihi Nieuwe Kerk bulunuyor. Çevredeki mağazalar, kafeler ve sokak hareketliliği ise Amsterdam'ın gündelik hayatını izlemek için ideal. Amsterdam'ın daha sakin ve estetik tarafını görmek isteyenlerin rotası Jordaan olmalı. Dar sokakları, şık butikleri, küçük kafeleri ve çiçeklerle süslenen kanal kıyılarıyla Jordaan, şehrin en keyifli mahallelerinden. Burada rota çizmeden dolaşmak bile başlı başına bir Amsterdam deneyimi...
PEYNİRİN DE ROTASI VAR
Amsterdam'a gidip Hollanda peynirlerini tatmadan dönmek olmaz. Şehrin sokaklarında karşınıza çıkan peynir dükkânları, Gouda'dan Edam'a uzanan zengin bir lezzet dünyasının kapısını açıyor. Özellikle Gouda'nın farklı yaşlandırılmış çeşitlerini denemek, peynirin zamanla nasıl değiştiğini görmek açısından güzel bir deneyim. Daha hafif ve kendine özgü tadıyla Edam da mutlaka denenmeli.

TAHTA AYAKKABILARIN İZİNDE
Hollanda denince akla gelen geleneksel sembollerden biri de klompen yani tahta ayakkabılar. Eskiden özellikle çiftçiler tarafından kullanılan bu ayakkabılar, bugün Hollanda kültürünün en bilinen simgelerinden biri. Amsterdam'daki hediyelik eşya dükkânlarında rengârenk boyanmış klompenleri görmek mümkün.
LALELERİN RENKLİ DÜNYASI
Amsterdam'dan çiçeksiz dönmek olmaz. Bunun için adres Bloemenmarkt. Singel Kanalı üzerindeki Yüzen Çiçek Pazarı, rengârenk laleleri ve lale soğanlarıyla şehrin en karakteristik duraklarından. Küçük hediyelikler ve Amsterdam hatıraları için de uğranabilecek keyifli bir paza.r Laleler arasında dolaşırken Amsterdam'ın neden çiçeklerle bu kadar özdeşleştiğini daha iyi anlıyorsunuz
BİR ŞEHİRDEN FAZLASI
Amsterdam'ı yalnızca görülecek yerler listesinden ibaret düşünmemek gerekiyor. Şehrin asıl güzelliği, planlanmamış anlarında ortaya çıkıyor. Belki de bu yüzden Amsterdam, bir kez gidilip bütün sırları çözülecek şehirlerden değil. Her dönüşte başka bir kanal, başka bir sokak, başka bir hikâye çıkarıyor karşınıza. Eğer siz de bu büyüleyici masalın bir parçası olmak istiyorsanız AJet'in çok uygun fiyatlarla sunduğu uçak biletlerine bir göz atın. AJet her hafta, İstanbul Sabiha Gökçen'den 14, Ankara Esenboğa'dan 2 olmak üzere Amsterdam Schiphol Havalimanı'na toplam 16 sefer düzenliyor.