Karadeniz'in yükseklerine doğru çıktıkça manzara değişmeye başlıyor. Yeşilin arasına taş yapılar karışıyor, sis vadilerin üzerine ağır ağır çöküyor. Bir süre sonra karşınıza yosun tutmuş taş duvarlar, çatısı çoktan kaybolmuş evler, gökyüzüne açılan pencereler ve hâlâ suyu akan eski bir çeşme çıkıyor. İlk bakışta terk edilmiş bir köy sanıyorsunuz. Ama biraz daha dikkatli baktığınızda buranın sıradan bir köy olmadığını anlıyorsunuz. Burası Santa.
Gümüşhane'nin Dumanlı Köyü sınırlarında, yaklaşık 1.600-1.700 metre rakımda yer alan Santa Harabeleri, vadiler ve yamaçlarla birbirinden ayrılan yedi mahalleye yayılan eski bir yerleşim. Bugün 300'ün üzerinde yapıdan söz ediliyor. Taş evler, kiliseler, çeşmeler, okul yapıları ve eski sokak izleri, doğanın içine karışmış hâlde geçmişten bugüne ulaşmaya çalışıyor.
DAĞLARIN ALTINDAKİ ZENGİNLİK
Santa'nın hikâyesi aslında taş evlerden değil, dağların altında saklı zenginlikten başlıyor. Bölgede yüzyıllar boyunca işletilen demir, kurşun ve özellikle gümüş madenleri, Santa'nın gelişmesinde önemli rol oynuyor. Madenlerin ekonomik değer kazanmasıyla birlikte yerleşim hareketleniyor; madenciliğin yanı sıra demircilik ve gümüş işçiliği gibi zanaatlar da gelişiyor. Ekonomik hareketlilik çevre bölgelerden insanların Santa'ya gelmesini sağlıyor. Özellikle Ortodoks Rum topluluklarının yerleşmesiyle Santa zaman içinde yalnızca bir maden bölgesi olmaktan çıkıp kendi dini, ticari ve sosyal hayatı bulunan önemli bir yerleşime dönüşüyor. Bugün harabelerin arasında karşınıza çıkan kiliseler, okullar, çeşmeler ve evler de bu hareketli geçmişin izlerini taşıyor. Yani Santa hiçbir zaman yalnızca birkaç evden oluşan küçük bir dağ köyü değildi. Kendi mahalleleri, ibadet yerleri, okulları ve ekonomik hayatı olan bir yerleşimdi.

YEDİ MAHALLEYE YAYILAN ŞEHİR
Santa'nın bir başka ilginç özelliği ise tek bir merkez etrafında kurulmamış olması. Piştoflu, Binatlı, İşhanlı, Terzili, Çakallı, Zurnacılı ve Sincanlı-Kozlu olarak bilinen yedi mahalle, vadiler ve yamaçlarla birbirinden ayrılıyor. Eski kaynaklarda yerleşimin dokuz mahalleden oluştuğuna dair bilgiler de bulunuyor.
Bu nedenle Santa'yı gezerken bir meydandan diğerine geçer gibi değil, dağların arasına dağılmış eski bir şehrin izlerini sürerek ilerliyorsunuz. Bir taş ev çıkıyor karşınıza. Biraz ileride eski bir kilise. Yol üzerinde bir çeşme. Vadinin aşağısında ise doğanın içine gömülmüş başka bir yapı...
GÖRMEDEN DÖNMEYİN!
Taş evler: Santa'nın en etkileyici tarafı anıtsal tek bir yapı değil bütün yerleşimin kendisi. Taş evlerin arasında yürürken mimarinin nasıl dağ coğrafyasına adapte olduğunu görmek mümkün. Bazıları büyük ölçüde ayakta, bazıları ise yalnızca duvarlarıyla geçmişten haber veriyor. Burada acele etmemek gerekiyor. Çünkü Santa'nın güzelliği uzaktan bakıldığında değil, ayrıntılarda ortaya çıkıyor. Eski bir kapı, taş bir pencere çerçevesi, duvarın arasından çıkan otlar, çatısını çoktan kaybetmiş bir ev...
Tarihi kiliseler: Santa'nın mahallelerinin her birinde en az bir tarihi kilise bulunduğuna dair envanter kayıtları mevcut. Bazıları daha iyi korunmuş, bazıları ise zamanın ve doğanın etkisiyle büyük ölçüde harap olmuş durumda. Kiliseler, Santa'nın yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda güçlü bir dini ve kültürel merkez olduğunu anlamak açısından önemli.
Eski çeşmeler: Santa'nın karakteristik detaylarından biri de çeşmeleri. Dağ yerleşimlerinde suyun hayatın merkezindeki rolünü hatırlatan bu yapılar, eski mahallelerin günlük yaşamına dair ipuçları veriyor. Bugün bazı çeşmeler hâlâ suyla buluşurken bazıları mimarisiyle ayakta.
Eski okul yapıları: Santa'nın geçmişte yalnızca konutlardan oluşmadığını gösteren yapılardan biri de okullar. Köyün eğitim ve sosyal hayatına dair izler, yerleşimin ne kadar organize bir toplumsal yapıya sahip olduğunu gösteriyor.
Vadiler ve şelaleler: Santa'nın bir başka sürprizi ise tarih ile doğanın birbirinden ayrılmaması. Yerleşimi çevreleyen vadilerde dereler, köprüler ve mevsime göre güçlenen şelaleler bulunuyor. Özellikle ilkbaharda karların erimesiyle suyun çoğalması, taş yapıların çevresini bambaşka bir manzaraya dönüştürüyor. Burada bazen bir tarihi yapının hemen yanında akan suyu görmek mümkün. Santa'yı özel yapan da biraz bu.
ROTAYI UZATMAYA DEĞER
Santa için Gümüşhane'ye gidip yalnızca harabeleri görüp dönmek yerine, çevredeki doğal ve tarihi durakları da rotaya eklemek yolculuğu çok daha keyifli hâle getiriyor. Bunların başında Karaca Mağarası geliyor. Sarkıt ve dikitleriyle Gümüşhane'nin en dikkat çekici doğal güzelliklerinden biri olan mağara, Santa yolculuğuna eklenebilecek etkileyici duraklardan. Rotayı Krom Antik Kenti, Cehennem Vadisi, Cami Boğazı ve Taşköprü Yaylası gibi duraklarla genişletmek de mümkün.