Türkiye'yi gezmek için yola çıktığınızda önünüze sayısız rota çıkar. Kimi tarihi yapıların, kimi denizin ve güneşin, kimi doğanın peşine düşer. Bir de yalnızca kokuların ve tatların yön verdiği yollar vardır. Fırından yeni çıkmış ekmeğin kokusuna, bakır tencereden yükselen yemeğin buharına, sokak arasındaki kebapçının dumanına doğru uzanan yollar... İşte gastronomi turu tam da burada başlıyor. Türkiye'nin 81 ili, aslında 81 farklı mutfak hikâyesi demek. Bu ülkede gastronomi turu belki de tam olarak bu yüzden bitmeyen bir yolculuk. Çünkü her lokmada başka bir şehir, her şehirde başka bir sofra, her sofrada ise anlatılmayı bekleyen başka bir hikâye var.

ROTAYI SOFRADAN ÇIKARIN
Bir gastronomi yolculuğuna çıkarken ilk kural belki de şu: Şehre gitmeden önce ne yiyeceğinizi değil, o yemeğin neden orada olduğunu merak edin. Kayseri'de mantının küçücük bohçalar hâlinde hazırlanması yalnızca bir tarif özelliği değil, aynı zamanda sabrın ve el emeğinin göstergesi. Bir kaşığa kırk mantı sığdırma hikâyesinin ardında da bu incelikli işçilik yatıyor. Ancak Kayseri'ye gidip yalnızca mantı yemek de mutfağın hakkını vermiyor. Pastırmadan sucuğa, yağlamadan nevzineye kadar uzanan sofrada şehrin üretim kültürünü de görmek mümkün.
Gaziantep'e geldiğinizde ise gastronomi turu bambaşka bir boyuta geçiyor. Baklava elbette bu yolculuğun en ünlü duraklarından biri. Fakat asıl sürpriz, baklavanın ardından açılan sofrada. Beyran, yuvalama, şiveydiz, kebaplar, lahmacun, kuruluklar ve zahter... Burada birkaç öğün yetmiyor. Gaziantep mutfağını keşfetmek için acele etmemek, mümkünse farklı lokantalarda farklı yemeklerin peşine düşmek gerekiyor. Çünkü bazı şehirler bir yemekle değil, mutfağın tamamıyla tanınıyor.

BİR KAŞIK BİR ŞEHİR
Gastronomi turunun en keyifli tarafı, yemeğin tabağa gelmesiyle bitmemesi. Çorum'un İskilip dolması bunun güzel örneklerinden. Özel pişirme yöntemleri, ustalık geleneği ve özellikle düğünlerle kurduğu bağ, bu yemeği sıradan bir pilav olmaktan çıkarıyor. Siirt'te perde pilavının hamurdan kabuğunu kırdığınızda ise yalnızca bademli, tavuklu pilavla karşılaşmıyorsunuz özel günlerde hazırlanan bir sofra geleneğinin içine giriyorsunuz. Bu nedenle gastronomi rotasında bazen mutfağın kapısından içeri bakmak, yemekten daha değerli olabiliyor. Bir yemeği kim yapıyor? Hangi malzeme nereden geliyor? Bu tarif kaç kuşaktır hazırlanıyor? Hangi günlerde sofraya konuyor? Bu soruların peşine düştüğünüzde Türkiye'nin gastronomi haritası bir anda çok daha renkli hâle geliyor.

TENCERENİN DİLİ DEĞİŞİYOR
Türkiye'nin kuzeyine çıktığınızda mutfağın dili de değişiyor. Karadeniz'in yağmuru ve bereketli toprakları sofraya sebzeleri, mısırı, tereyağını ve balığı taşıyor. Hamsi, karalahana, mısır ekmeği ve yöresel peynirler bu coğrafyanın karakterini yansıtıyor. Samsun'da Bafra pidesinin peşine düşerken Trabzon'da farklı bir sofrayla, Rize'de başka bir lezzet dünyasıyla karşılaşıyorsunuz.
Rotayı Ege'ye çevirdiğinizde ise tabak hafifliyor. İzmir'de güne boyoz ve çayla başlamak, sonra zeytinyağlıların, otların ve deniz ürünlerinin peşine düşmek mümkün. Ege'de mutfak biraz da mevsimi takip etmek demek. Pazarda ne varsa sofrada onun izini görüyorsunuz. Ve tam burada coğrafyanın mutfağı nasıl şekillendirdiğini çok daha iyi anlıyorsunuz.

SOKAKTA BAŞLAYAN, SOFRADA BİTEN YOLCULUK
Bazen en iyi lezzet, en gösterişli restoranda değil, sokağın köşesinde karşınıza çıkıyor. Mersin'de tantuniyi ayakta yemek, İzmir'de sabahın erken saatinde boyoz kuyruğuna girmek, Edirne'de tava ciğerinin peşine düşmek ya da Eskişehir'de sıcak çiböreği beklemek... Gastronomi turunun güzelliği biraz da burada. Planınızda olmayan bir fırının önünde durabiliyor, hiç bilmediğiniz bir esnaf lokantasına girip günün yemeğini sorabiliyorsunuz. Bazen de size "Bunu burada mutlaka ye" diyen bir yerli, rotanızın en unutulmaz durağını yaratıyor. Çünkü iyi bir gastronomi rotasında restoran kadar insan da rehber.

COĞRAFYA TENCEREYE GİRER Mİ?
Hem de nasıl... Ege'nin zeytini zeytinyağına, İç Anadolu'nun buğdayı ekmeğe ve hamur işlerine, Doğu Anadolu'nun hayvancılığı et yemeklerine, Güneydoğu'nun sıcak iklimi ve güçlü baharat kültürü kebaplara, kurutmalıklara ve farklı mezelere dönüşüyor. Konya'da etli ekmek yerken hamurun ve fırının hikâyesine, Erzurum'da cağ kebabının başında et ve ateş kültürüne, Mersin'de tantuninin yanında ise sokak mutfağına tanıklık ediyorsunuz. Hatay'a geldiğinizde ise bütün bu hikâyeler birbirine karışıyor. Künefe, tepsi kebabı, humus, oruk, sürk, zahter ve mezeler... Hatay mutfağında farklı kültürlerin yüzyıllar boyunca birbirine dokunduğunu sofrada hissediyorsunuz. Bu yüzden gastronomi turu, yalnızca "Nerede ne yenir?" sorusunun cevabı değil. "Bu şehir nasıl yaşamış, ne üretmiş, kimlerle ticaret yapmış, hangi kültürlerle bir arada olmuş?" sorularının da cevabı.