Eylül demek biraz da denizin yeniden sofralara dönmesi demek. Balık sezonunun açılmasıyla birlikte tezgâhlar hareketleniyor, balıkçı tekneleri yeniden denize açılıyor. Türkiye'nin dört bir yanındaki kıyı kentlerinde ise denizin bereketi farklı tariflerle sofralara taşınıyor. Bana sorarsanız bir kıyı kentini gerçekten tanımak istiyorsanız önce balıkçısına, sonra pazarına, en son da limanına uğrayın. Çünkü balık yalnızca denizden çıkan bir ürün değil o kentin iklimini, mevsimini, kıyısını ve mutfak kültürünü de anlatıyor. Bu yüzden rotanızı yalnızca koylara ve plajlara değil, balık sofralarına da çevirin. Gittiğiniz yerde menüye bakmadan önce şu soruyu sorun: "Bugün denizden ne çıktı?"
İSTANBUL'DA BOĞAZ'IN BALIKLARI
İstanbul'da balık yemek, başlı başına bir şehir kültürü. Boğaz'ın iki yakasında mevsimine göre lüfer, palamut, istavrit ve tekir sofraya geliyor. Karaköy'den Arnavutköy'e, Üsküdar'dan Anadolu Kavağı'na uzanan hatta balık sofralarının tadına bir de Boğaz manzarası eşlik ediyor. Yanına roka, kırmızı soğan, limon ve iyi bir salata yeter. Çünkü İstanbul'da balığın en güzel eşlikçisi yine Boğaz.

ÇANAKKALE'DE SARDALYA ZAMANI
Çanakkale'nin en karakterli lezzetlerinden biri sardalya. Özellikle yaz sonu ve sonbahar başında yağlanan sardalya ızgarada, tavada ya da asma yaprağına sarılarak pişirildiğinde bambaşka bir lezzete dönüşüyor. Rotanız Bozcaada'ya uzanıyorsa gün batımına karşı bir balıkçıya oturun. Masaya birkaç Ege mezesi, mevsim salatası ve sardalya söyleyin. Bazen bir tatilin en güzel hatırası, gösterişli bir sofradan çok deniz kenarında yenilen taze bir balıktır.
AYVALIK'TA PAPALİNA, EGE'DE MEZE
Ayvalık ve Cunda, balık ve deniz ürünleri için Ege'nin vazgeçilmez duraklarından. Bölgeyle özdeşleşen papalina ise küçük ama lezzeti büyük bir klasik. Tavada çıtır çıtır pişen papalinanın yanına deniz börülcesi, fava, kabak çiçeği dolması ve birkaç zeytinyağlı meze ekleyin. Ege'de balık sofrası aceleye gelmez. Gün batımı uzun, sohbet daha da uzun olsun.
İZMİR'DE DENİZİN SADE HALİ
İzmir ve çevresinde balık daha hafif ve sade bir mutfak anlayışıyla sofraya geliyor. Çeşme, Urla, Foça ve Karaburun'da mevsimine göre çipura, levrek, barbun, kalamar ve ahtapot karşınıza çıkıyor. Ben Ege'de balığın önüne geçmeyen eşlikçilerden yanayım. İyi bir roka salatası, limon, zeytinyağı ve birkaç meze yeter. Çünkü iyi balık fazla müdahaleyi sevmez.
AKDENİZ'İN EN LEZZETLİLERİ
Akdeniz kıyılarında levrek, çipura, mercan ve lagos gibi balıklar sofraların başrolünde. Kaş, Kalkan ve Antalya çevresinde balığı sade bir ızgarada denemek en güzel seçeneklerden. Yanına tahinli piyaz, roka ve limon ekleyin gerisini denize bırakın. Mersin'de ise deniz ürünleri Güney'in güçlü mutfak karakteriyle buluşuyor. Karides ve kalamar; acılı mezeler, turunç aromaları ve bol yeşillikle sofraya geliyor.
TRABZON'DA HAMSİNİN PEŞİNDE
Karadeniz'de hamsi yalnızca bir balık değil, başlı başına bir mutfak kültürü. Hamsi tava, hamsili pilav, hamsi kuşu, hamsili ekmek... Küçücük bir balıktan koca bir mutfak çıkaran Karadeniz'de seçenek çok. Trabzon'a gittiğinizde hamsi tavayla yetinmeyin, hamsili pilavı da deneyin. Yanına mısır ekmeği ve turşu kavurması geldi mi, sofra tamam.
EN ÖNEMLİ KURAL: MEVSİM
Balığın lezzetinde şehir kadar mevsim de belirleyici. Her balığın yağlandığı ve en lezzetli olduğu dönem farklı. Bu nedenle restoranda "En pahalı balık hangisi?" yerine "Bugün en taze ve mevsiminde olan balık hangisi?" diye sorun. İyi balık fazla sosu da sevmez. Taze ürünün kendi lezzetini bastırmadan, mümkün olduğunca sade pişirmek çoğu zaman en doğru tercih.