Bazı şehirler vardır yıllardır yanı başımızdadır ama bir türlü yolumuz düşmez. Çorum biraz böyleydi. "Leblebisi meşhur" der, geçerdik. Fakat şehir şimdi bambaşka bir heyecanın içinde. Neden mi? Çünkü Çorumspor artık Süper Lig'de. Kırmızı-siyahlılar, daha ligin ilk haftasında Galatasaray deplasmanından aldığı bir puanla da bu sezon sadece gelip geçici bir takım olmayacağının sinyalini verdi. Haliyle Çorum'un adı bundan sonra daha sık duyulacak.
Büyük takımlar gelecek, tribünler dolacak, deplasman otobüsleri şehrin yollarına düşecek. Futbolun getirdiği bu hareketlilik, Çorum'u yakından tanımak için de güzel bir fırsat. Zira Çorum sadece leblebiden ibaret değil. Tamam, leblebi şehrin hafızasının önemli bir parçası. Ama biraz şehir merkezinden uzaklaştığınızda, karşınıza binlerce yıllık bir Anadolu hikâyesi çıkıyor.

LEBLEBİDEN ÇOK DAHA FAZLASI
Rotayı Hattuşa'ya çevirince günümüzden binlerce yıl öncesine gidiyorsunuz. Çorum'un Boğazkale ilçesindeki Hattuşa, bir zamanlar Hitit İmparatorluğu'nun başkentiydi. UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alan antik kent öylesine geniş bir alana yayılıyor ki, buraya gelip iki taş görüp fotoğraf çekerek dönmek mümkün değil. Burası adeta açık hava tarih kitabı. Hattuşa'da dolaşırken bir anda kendinizi devasa surların önünde buluyorsunuz. Aslanlı Kapı bunlardan biri. Adını girişin iki yanında bulunan aslan kabartmalarından alan kapı, bugün bile oldukça heybetli. Bir diğer durak Kral Kapısı. Üzerindeki savaşçı kabartmasıyla dikkat çeken bu kapı, Hititlerin taşlara sadece şekil vermediğini, bir hikâye de bıraktığını gösteriyor ama Hattuşa'yı gezerken en çok etkileyen şey, tek tek yapılar değil, kentin bütünü. Surlar, tapınaklar, kutsal alanlar ve yollar arasında dolaşırken, buranın bir zamanlar ne kadar büyük ve canlı bir şehir olduğunu daha iyi anlıyorsunuz.

ALACAHÖYÜK'E ATA'DAN DESTEK
Çorum gezisinin ikinci büyük tarih durağı ise Alacahöyük. Hattuşa'dan farklı olarak burada hikâye Hititlerden de önce başlıyor. Tarihi MÖ 5000'lere kadar uzanan Alacahöyük, Anadolu'nun en eski yerleşimlerinden biri. Kazılar 1900'lerin başında başlamış. Cumhuriyet'in ilk yıllarında Anadolu'nun tarihine büyük önem veren Mustafa Kemal Atatürk de Alacahöyük kazılarına özel bir ilgi göstermiş. Hatta kazı çalışmalarının başlaması ve sürdürülmesi için kendi cebinden 500 liralık katkı sağlamış. Dolayısıyla bugün Alacahöyük'te dolaşırken, yalnızca binlerce yıl öncesinin değil, Cumhuriyet'in ilk yıllarında başlayan arkeoloji heyecanının da izlerini sürüyorsunuz. Kazılarda ortaya çıkarılan eserleri gördükçe, yürüdüğünüz toprağın neden Anadolu arkeolojisi için bu kadar önemli olduğunu daha iyi anlıyorsunuz.

İSKİLİP DOLMASINI TATMADAN DÖNMEYİN
Gezinin en keyifli bölümü ise sofrada başlıyor. İskilip dolması, Çorum denince mutlaka tadılması gereken lezzetlerin başında geliyor. Pirinci, eti ve kendine özgü hazırlanış biçimiyle bildiğimiz dolmalardan biraz farklı başlı başına bir öğün. Ardından mantı, keşkek ve yöresel hamur işleri geliyor. Yani Çorum gezisine çıkarken küçük bir uyarıyı da yapmak gerekiyor: Çorum'a aç gidin.