Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Toplum ve yönetim arasındaki ilişkiyi inceleyen sosyal bilim dalına siyaset sosyolojisi deniyor. Türkiye'nin bugünlerdeki en önemli siyaset sosyolojisi sorusu ise Alevilerle ilgili...
1925'te dergâhları kapatılan... Kuruluşundan başlayarak Diyanet İşleri kurumuna sokulmayarak inançları yok sayılan... 1930'larda devlet tarafından katledilen, sürülen... 1970'lerde, MHP aracılığıyla Sünnileri kışkırtan derin devlet (MİT, vs) tarafından bir kez daha kıyıma uğratılan... Daha sonra da defalarca 'operasyona' maruz kalan bir topluluk...
Böyle bir topluluk... Hâlâ niye o devletin partisi olan CHP'yi destekler ve o devletin resmi ideolojisini dillendirir?

***
Çok ilginç bir durum bu! Siyaset sosyolojisi tarafından açıklanması, bize anlatılması gerekiyor.
Tarihçi Ayşe Hür ve Alevi araştırmacıyazar Cafer Solgun, bu olayın 'Stockholm Sendromu' olduğunu söylüyor. (Özetle: Mazlumun, zalimi haklı görmesi, ona empati duyması. Dayak atanın, ezenin, alıkoyanın, gasp edenin; dayak yiyen, ezilen, alıkonan, gasp edilen tarafından savunulması, mazur görülmesi.)
Gerçekten de Alevilerin bir bölümünde bunu düşündürecek davranış biçimleri göze çarpıyor.
Bunlardan birkaçı şöyle:
Cemevlerinde, Hz. Ali'nin resimlerinin yanına Atatürk'ün resimlerinin asılması.
Bu resimlerin altına, 'Türklük, Kürtlük önemli değil, hepimiz Aleviyiz' diye yazılması. (Hoşgörülü ulusalcıların sloganı.)
Perde arkasında darbe heveslilerinin olduğu bilinmesine rağmen, 2007'deki cumhuriyet mitinglerine kitlesel destek verilmesi.
Birçok Alevinin kendisini 'Cumhuriyeti ve laikliğin teminatı' olarak görmesi. Bunu bir misyon gibi algılaması ve sunması.
1937-38 Dersim katliamına rağmen, Atatürk'ün hasta yatağında, "Aleviler siz kendinizi hazırlayın, Hacı Bektaş dergâhını açmak için parlamenterlerle konuşacağım, haklarınızı vereceğim" dediğine inanılması. (Not: Bu örnekler Cafer Solgun'un, 'Alevilerin Kemalizm'le İmtihanı' adlı kitabından... Zaten bildiğim şeyleri niye oradan aldığımı bir ara anlatırım. Şimdilik mim koyun yeter.)

***
Bu durumu Stockholm Sendromu ile açıklamaya çalışmak bence yanıltıcı olacaktır.
Çünkü: 1) "Stockholm Sendromu" açıklayıcı değil betimleyici bir modeldir. 'Nedenlerden' söz etmez, durumun 'tasvirini' yapar.
2) Stockholm Sendromu küçük grup psikolojiyle ilgili bir kavramdır. Milyonlardan oluşan koca bir inanç topluluğunun sosyolojisini anlatamaz.
O halde: CHP ile Aleviler arasındaki sembiyotik ilişkiyi, bize ancak siyaset sosyologları kapsamlı araştırmaları açıklayabilir.

***
Yeri gelmişken:
Dersim "itirafından" sonra Onur Öymen'e ve ardından "tepkisinden dönen" Kemal Kılıçdaroğlu'na yöneltilen Alevi protestoları, bana "aslında" CHP bağlılığının devam ettiğini gösteriyor.
Genel Başkan Deniz Baykal istemedikten sonra Onur Öymen orada kalabilir mi? Elbette kalamaz!
Peki, protestolar niye Baykal'a değil de, alt kadrosuna?
Çünkü CHP'yi gerçekten bırakmaya niyetleri yok. (Giden çoktan gitti.)
'Protestoların gerçek hedefi, CHP milletvekili olmak isteyen Alevi dernekçilere yol açmak' dersem, abartmış mı olurum?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN