Türkiye'nin en iyi haber sitesi
EMRE AKÖZ

MİT-PKK görüşmesi: Müzakere masasında neler konuşuldu?

Milli İstihbarat Teşkilatı ile PKK yöneticileri arasındaki görüşmelerin, bir istihbarat operasyonu ile kamuoyuna duyurulduğunu dün belirtmiştim.
Bunu yapanların amacı kadar, konuşmaların içeriği de önemli. Böyle bir görüşmede tarafların birbirine neler söylediğini az çok öğrenmiş bulunuyoruz.
Tabii ses kaydının düzmece ya da montaj olduğu da söylenebilir. Perde arkası görüşmelerin böyle uluorta yayınlanması kimsenin hoşuna gitmez.
Üsluba, akışa ve göndermelere bakarak, ben kaydın sahih olduğunu düşünüyorum. ? ? ?

***
Gelelim neler konuşulduğuna... Birçok ilginç nokta var. Bunlardan biri Başbakan Erdoğan'ın tavrıyla ilgili...
2010'un ocak
ve mayıs ayları arasındaki görüşmede, Başbakan'ın özel temsilcisi olarak toplantıya katılan dönemin MİT Müsteşar Yardımcısı Hakan Fidan, Başbakan Erdoğan'ın samimiyetini özellikle vurguluyor.
Yani Başbakan Erdoğan kamuoyuna ne söylüyorsa, PKK'ya aynı mesajı gönderiyor: "Ben bu sorunu çözeceğim: Siyasi kariyerimi baltalasa da bunu yapacağım!"
Not: Başbakan bugün fena halde kızgın ya... Sebebi belli: Onca çaba ve riskten sonra, PKK'nın saldırılarla barış sürecine ihanet ettiğini düşünmesi.
***
Bir başka ilginç nokta ise Kandil'den gelen militanların Habur sınır kapısında karşılanmasıyla ilgili... Her iki tarafın da bu sembolik "dağdan inme" olayına gerektiği gibi hazırlanmadığını öğreniyoruz.
Bakın MİT yöneticisi Afet Güneş meseleyi nasıl anlatıyor: "Habur bizim iki buçuk senedir neredeyse yürüyen tüm ilişkilerimizin, Ankara'dan başlayarak söylüyorum, özelde kırılma noktasını oluşturdu. Gelenler yeteri kadar eğitim almamışlardı ve ne amaçla geldiklerinin bile farkında değillerdi. Adeta bir siyasi gösteriye dönüştürüldü."
Kandil'den gelenler tutuklanacak, karşılayanlar da gösteri yapacak... Beklenti bu.
Halbuki böyle olmuyor. Ankara verdiği sözü tutuyor. Bu arada işler rayından çıkıyor. Devletin "sözünün eri" yaklaşımı, "yenilgi" havasına sokuluyor.
"Türk" kamuoyu bu durum karşısında fena halde geriliyor. İnsanlar, "Onca şehit, teröristler halay çeksin diye mi verildi" demeye başlıyor. Sonuçta "Açılım" büyük darbe alıyor.
***
Konuşmadaki en ilginç noktalardan biri, sıra PKK tarafının görüşlerini kaleme almasına geldiğinde yaşanıyor.
Afet Güneş, "Ama ne olur on beş sayfa yazmayın gözünüzü seveyim" diyor. "Kısa yazmayı hiç bilmiyorsunuz" diye ekliyor.
Sonra da kısa yazılmasının önemini şöyle anlatıyor:
"Nasıl bir şey oluyor biliyor musunuz? Bakın çok samimi söylüyorum sıkıntıyı. İçeri giriyoruz. Konuşmuyoruz, 'Biz sana bilmem ne getirdik' falan demiyoruz, 'Al şunu içinden oku' diyoruz. Çünkü bu kadar da deklare etmek istemiyoruz.
"Adam bir başlıyor, zaten o da böyle sindire sindire okuma derdine oturuyor, bir buçuk saat okuyor.
"Biz de mutfak kadar bir yerin içerisinde boş boş oturuyoruz. (Bitince) 'Sen çevir arkasını' diyoruz, 'Ne diyeceksen de...' diyoruz. Onun da yazması maşallah bir yarım saat, kırk beş dakika sürüyor. Ona da yalvarıyoruz 'Ne olur kısa yaz' diye..."
Bu noktada MİT'in, diyaloga girdiği PKK yöneticileri ile Abdullah Öcalan arasında iletişim sağladığını öğreniyoruz. Olay kamuoyuna kapalı ama katılanlara açık: Herkes her şeyi biliyor.
Son olarak şu notu düşeyim: Bence Hakan Fidan olaya sadece "devlet görevi" olarak değil, "entelektüel misyon" olarak da bakıyor. Artık emekli olan Afet Güneş ise onun yanında daha köşeli, daha bürokrat, daha "görev insanı" duruyor. İşini layıkıyla yapmak ona yetiyor. Fidan'ın zihninde ise hep "gerçek olan" ile "ideal olan" kıyaslaması var gibime geldi.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA