Sporla ilgili ilk taktikleri, sabahın köründe kalkıp izlediğimiz Muhammed Ali'nin boks karşılaşmalarından öğrenmiştik.
Ali'nin "Kelebek gibi uçarım, arı gibi sokarım" sözü, içi boş bir böbürlenme değildi. Uzun boylu ve uzun kollu bir boksörün, bilhassa kısa boylu rakibini yanına yaklaştırmaması gerektiğini anlatıyordu.
Kendisini yakalamaya çalışan rakibinden, kelebek gibi uçarak, yani sürekli hareket ederek kaçıyor... Ama bu esnada, bir boşluk yakaladığında da, arı gibi sokuyor, yani ani yumruklarla rakibini yıpratıyordu.
Kısa boylu, dolayısıyla kısa kollu boksörün ise tam tersini yapması gerekiyor: Rakibine yakın dövüşecek... Gerekirse sarılarak kaçmasına izin vermeyecek... Rakibinin gövdesini, bilhassa karaciğer bölgesini yumruklayacak... Fırsat bulduğunda, uzun boylu rakibin çenesine, aşağıdan yukarıya doğru "aparkatı" çakacak!
191 cm boyundaki Muhammed Ali birinci tip boksörlere örnekti. Hem yenildiği, hem de yendiği, 180 cm'lik Joe Frazier ise ikinci tipe...

Topla kuş avına çıkmak

Strateji ve taktik, elbette başka sporlarda da var. Bizim daha çocukken satrançtan öğrendiğimiz, "En kötü plan, plansızlıktan iyidir" sözü, sanırım her spor için geçerli.
Yalnız bunları, klişeleşmiş laflar olarak değil, nedeniyle-niçiniyle kavramak gerekiyor. Yoksa ne olur? Hüsran!
İşte örneği... Fenerbahçe Teknik Direktörü Aykut Kocaman oyuncularına demiş ki: "Elazığspor kapanacağı için bol bol şut atın..."
Bu uyarının sonucunu maç istatistiklerinde gördük: Pazar akşamı Fenerbahçe rakip kaleye 34 şut çekmiş.
Yalan! 34 şutu, kaleye değil tribüne attı Fenerliler! Dağlara taşlara vurdular topları.
Dahası var... Şut atacaksın da, ne şekilde atacaksın? Eğer şutları böyle yukarıya doğru vurursan... Hedefe gitse ne yazar?
Kalede 205 santimlik bir kule olan Iveşa durmakta... Yukarıdan gelen topu kolayca savuşturacaktır. Uzun boylu kaleciyi buldun mu yerden vuracaksın... En zayıf yerine, bacaklarının sağına soluna doğru, bilhassa diz seviyesinde atacaksın topu...
Aslında daha maça çıkarken bunu bilmeleri gerekiyordu futbolcuların. Hadi bilemediler... Oynarken görseler bari; birkaç şuttan sonra havaya dikmeseler topları.

Hoca da öğrenmiyor

Fenerbahçe'nin futbolcuları ders çıkaramıyor da, sanki hocaları çıkarıyor mu?
"Tek forvet" Sow'un nasıl yalnız kaldığını ligin ilk yarısında defalarca gördü Aykut Hoca. Ona bir yardımcı gerekiyordu. Takımda o nitelikte Semih var. Peki, Elazığspor maçı başladığında Semih neredeydi? Kulübede!
Üç gün önce, Bursaspor maçında gördü Krasic'in formsuz olduğunu, adam geçmekte zorlandığını, yanlış kararlar verdiğini... Buna rağmen Krasic sahadaydı!
Hem de Sow, Christian, Kuyt ve hatta, gereksiz yere ileriye sürülmüş genç Salih ile birlikte!
Sonuç: Bal üretmeyen bir forvet ve de kimseye 'dur' diyemeyen bir defans...
Semih ve Mehmet Topuz'un ikinci yarı oyuna girişi her şeyi değiştirdi ama iki gol yenmişti ve şutlar hâlâ tribüne atılıyordu.
Bu hazin durum karşısında, "Öğrenme kabiliyeti sınırlı olanları hoca yapıyorlar" desem mi?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER
BİZE ULAŞIN