Piyanist Fazıl Say hakkında verilen 10 aylık hapis cezasının gerekçeli kararında şöyle deniyor:
"Üç büyük dinin mensuplarının ortak değerleri olan Allah, cennet ve cehennem gibi kavramlara yönelik hislerini nedensiz yere incitecek ve bu kavramların anlamsız, gereksiz ve değersiz olduğu kanaatini oluşturacak şekilde dini değerleri aşağılamak kaydıyla yazdığı kanaatine varılmıştır..."
Asıl diyeceklerime başlamadan önce birkaç noktaya açıklık getireyim: Fazıl Say'ın zarfını da, mazrufunu da yanlış buluyorum. En hafifinden ayıp ediyor.
Ancak Say'ın sözlerinin hapisle cezalandırılması ve bu cezanın bazı kesimlerce uygun bulunması, tartışmalı bir durum oluşturuyor.
Bu olayın temel tartışma noktalarından biri şu: Adaleti istatistikle mi şekillendireceğiz?
"İstatistikle mi" diye sorarken şunu kastediyorum:
Fazıl Say'ın internet ortamında yazdıkları bazı insanları rencide etti değil mi? Evet, ettiğini kuvvetli biçimde tahmin ediyoruz. Hatta biliyoruz.
Ama bir dakika!
Peki ya Fazıl Say'ın yazdıklarını alkışlayanlar, doğru bulanlar, onaylayanlar ne olacak?

Bu kafayla barış olmaz

Bu meselede yapılan şudur:
Önce Fazıl Say ileri geri konuşuyor... Bunun üzerine bazı insanlar onu yuhalıyor... Bazıları ise alkışlıyor... Olayları izleyen adalet dağıtıcıları da istatistik tutuyor: Ve yuhalayanlar sayı olarak baskın çıktığı için, Say'ı cezalandırıyorlar.
Bu yaklaşım, adaletin siyasallaştırılmasından başka bir şey değildir. Niye? Çünkü çoğunluk ve azınlık siyasette kullanılır. Çoğunluğu kazanan yönetir...
Ama iş adalete geldiğinde, çoğunluk kavramı geçersizdir. Başka bir alandan örnek vereyim: Eğer çoğunluk fikriyle hareket edersek, Kürt halkının kimlik haklarını reddedebiliriz.
Halbuki çoğunluk ne derse desin... Hukuk, Kürt halkının "doğal" kimlik haklarının tanınmasını gerektirir.

Atatürk'ü de korumuşlardı!

Bir örnek daha veriyim: Biz yıllarca Atatürk'ü Koruma Kanunu'na karşı mücadele ettik. Atatürk hakkındaki en doğru sözler bile cezalandırıldı.
Prof. Atilla Yayla, "(Avrupalılar) Bize 'Neden her yerde Atatürk heykeli var' diye soracaklar. 'Neden her dairede aynı adamın fotoğrafları asılı' diye soracaklar..." demişti İzmir'deki bir toplantıda.
Kemalistler "Vay efendim sen Atatürk'e nasıl, 'O adam'... dersin" diye üstüne yürüdüler. Mahkeme 15 ay ceza kesti. Bugünden baktığımızda büyük bir adaletsizlik yapıldığını görüyoruz.
Atilla Yayla'ya ceza verildiği dönemde, askeri vesayet rejiminin tahakkümü vardı... Bugün de çoğunluğa göre ceza verme mekanizması işletiliyor.
Gerekçe de hazır: "Değerlere hakaret, ifade özgürlüğü kapsamına girmez."
Bu ülkede her Allah'ın günü Rumlara, Ermenilere, Yahudilere, Alevilere, Hıristiyanlığa, Museviliğe, sosyalistlere, liberallere, demokratlara, AB yanlılarına, dinsizlere, tanrıtanımazlara hakaret ediliyor. Ben böyle yapanların cezalandırıldığını hiç görmedim. Çoğunluk azınlığa hakaret edince ifade özgürlüğü oluyor... Aynısını dahi değil, pek azını azınlık yaptığında gelsin ceza!

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER
BİZE ULAŞIN