1812 yılı Ağustos'u...
Yani Napolyon'un Rusya işgalinin doruk zamanları...
Çar Aleksandır yaveri prens Volkonski'yi çağırır ve ona "halkın ruh durumu"nu sorar.
Çara şöyle bir bakar prens ve kendinden emin biçimde "onlarla gurur duymalısınız majesteleri" der; "köylülerin her biri hakiki bir vatansever."
Bu kez çar soyluları ve bürokrasiyi sorar.
Prensin dudaklarının arasından zorlukla şu sözler dökülür:
"Bu sınıfa ait olmaktan utanıyorum; hakiki bir inanç ve bağlılıkları yok, sadece gevezelik etmeyi biliyorlar."
Bu sözler olağanüstü bir dönüşümün habercisidir.
13 yıl sonra meşhur Dekabrist ayaklanması patlak verir.
"Halkla birlikte" ayaklandıkları gerekçesiyle Sibirya'ya sürülen soylular arasında prens Sergey Volkonski de vardır.

***

Rusya'nın tarihine bakmak isteyen gençlere yukarıda anlattığım dönemden yaklaşık yüz yıl sonrası gösterilir.
Oturur, Bolşevik devrimini (hakikatte darbedir) ezberlerler ama daha öncesinde, yani Napolyon işgalinden sonraki bir asır boyunca Rusya'nın nasıl bir "uyanış sancısı" çektiğini öğrenmez, bilmezler.
Dostoyevskiler, Tolstoylar, Musorgskiler, Çaykovskiler yaratan o çağ gerçekte bütün toplumsal kesimleri içine alan bir "ruh" inşasına tekabül ediyordu.
Katolik zemin üzerinde yükselen aydınlanmacı Avrupa'nın tahakkümüne karşı şiddetli bir itirazdı bu.
Peki sonra ne oldu?
İtiraz nitelik değiştirdi.
Devrim oldu. Rusya ruhunu, dinini, derin kültürünü, hatta "insan"ını kaybetti, yerini kupkuru bir politik devlet/ bürokrasi örgüsü aldı.
Sovyetlerin "ruhsuz" tehdidi artık Batı'nın yalan ruhunu pekiştirip meşru göstermekten başka bir işe yaramıyordu.
***

Ne anlatıyorum?
Şunu...
Dünyanın merkezi tarihten ders çıkartmayı iyi bilir, çevreyi ise tarihsizleştirir.
Rusya'nın başına gelenler çok hızlı biçimde Osmanlı bakiyesinde bilinçli bir kurguya çevrildi.
Şimdi daha iyi anlıyoruz ki, o günden bugüne de pek bir şey değişmemiş.
Batı, kendisine karşı siyasi, iktisadi itirazları hemen tepeliyor.
Topla tüfekle itirazı da dert etmiyor, çünkü işine gelecek bir hale yola sokmayı beceriyor.
İslam dünyasında olup bitenlere bakın...
Ruh dolu bir başkaldırının yerini toz toprağa bulanmış kutuplaşmalar (mezhep çatışmaları) alıyor.
Hakiki ve sosyal yapıya nüfuz edecek bir itiraz ihtimali doğduğu anda bastırılmaya çalışılıyor ve ortalığı ne idüğü belirsiz "teröristler" ile bağımlı "terör rejimleri" dolduruyor.
Sistem işte o zaman ellerini ovuşturmaya başlıyor. Çünkü zor durumdayken bir kez daha kendisini pekiştirme imkânı doğmuş, içerden yıkılma ihtimali çökmüştür.
Bilmem, anlatabildim mi?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER
BİZE ULAŞIN