Eh hep Trump'dan, Hantavirüsten, Hürmüz Boğazı'ndan konuşarak geçmiyor günler...
ABD'nin saldırısına uğrayan İran'a "niye Kuveyt'teki Amerikan üslerini vurdun, olmaz ki ama" diyen ekran yorumcularını üç aydır izleye izleye beynimiz yandı zaten...
Ne zaman gündelik hayatımızı konuşmaya başlayacağız?
Bir ben mi soruyorum bunu, anlamıyorum ki!
***
Mesela...***
Taşrada sosyal bilimler okuyan bir genç geçen gün bana "Haşmet abi, ne şanslısınız; İstanbul'da harika uluslararası çapta seminerler, forumlar, konferanslar var" dedi.***
İstanbul'la gerçekten ilgilenen var mı?***
Sanki bir "sistem" var...
Hali vakti yerinde olmayanların...
Ve İstanbul'la gönül bağı kopanların yavaş yavaş kentten uzaklaşmalarını hesaplayan bir algoritma...
Şehir git gide daraldı zaten...
Kent ise (ikisi çok farklı şeyler, bir daha vurgulatmayın bana!) merkezden uzaklara doğru yayılıyor.
Merak ettiğim şey şu...
Çok uzaktaki sitelerde yer alan 1+1 dairelerde kimler oturacak?
***
NOT DEFTERİ
Grip olduğumuzu söylemek kentte yaşamanın ortak şartını dile getirmekten başka bir şey değil... Turp gibi olduğumuz zamanlarda bile gribiz. ( GEOFF DYER / Bir Hışımla )