Bir gerçek var...
Gençler bayramlarda aile ziyaretlerinde anlıyor...
Yaşlılar ise hep farkında...
Ne o?
Jean Louis Fournier'in "Son Siyah Saçım"daki şu cümlesiyle anlatayım: "Hayatta iki temel dönem vardır: İlkinde felaketler beklenir. İkincisinde ise bunlar zaten insanın başına gelmiştir."
***
Yaşlıları ziyaret ettik, umarım gönüllerini de almışızdır.
Bayrama özgü edebi ve şıklığı bozmamak için aile ziyaretlerinde
Instragram'a atılan duygulu görüntülerin yeni sosyal gerçeğimizi pek yansıtmadığını anlatmayacağım...
Maalesef gerginliklerin şaha kalktığını ve zaten artık pek çok ailede yaşlıların gençlere kavuşamadığını biliyoruz da geçelim şimdi...
***
Yaşlılardan ve yaşlılıktan konuşma zamanı çoktan geldi de geçiyor.
Toplumca yaşlanıyoruz ve buna hiç hazırlıklı değiliz.
Hangi genç çok yakın bir gelecekte dünyada 80 milyon
Alzheimer hastasıyla birlikte yaşayacağını aklından geçiriyor.
Hangimiz ülkemizde 65 yaş üstü nüfusun yaklaşık 10 milyonu bulduğunun farkında?
Oysa birkaç yıl içinde bu durum gündelik hayatımıza şekil verecek, şüpheniz olmasın...
***
Mesela...
Tıp ve sağlık endüstrisi ya işsizlikten kıvranan ya da düzensiz gelir rutini yüzünden güven vermeyen gençleri bir yana bırakıp
birikimlerini sömürebileceği yaşlı nüfusa kafayı taktı...
Onlara daha uzun sürecek ve biyoteknolojiyle güçlendirilmiş bir "
dinç yaşam" sunmaya hazırlanıyor.
İtiraf edeyim...
Yaşlılara böyle hava atan gelişmelere bakınca
bilimdeki "geri zekalılığı" görmekten kendimi alamıyorum.
Çünkü yaş almak her şeyden önce bir
hayat tecrübesi...
Bütün ağırlığı hücrelere, dokulara, organlara vermek ve böylece yaşlılığı çekilir kılacağını sanmak hem acıklı, hem gülünç...
Yaşadıklarımızı, birikimimizi ve insana dair edindiğimiz bilgiyi çekilir kılabilecek misiniz, bakalım?
***
Neyse...
Bu konu üzerinde önümüzdeki günlerde de duracağım...
Genç okurlar için...
Yoksa yaşlılar zaten hallerini biliyorlar.
***
NOT DEFTERİ
Geçmiş çürür mü, yoksa plastik poşetler gibi neredeyse hiç değişmeden etraftaki her şeyi yavaşça ve derinden zehirler mi? Bir yerlerde geçmişi geri dönüştürecek fabrikaların da olması gerekmiyor mu?
(G. GOSPODINOV / Zaman Sığınağı)