Bize "Kamusal Alan" tartışması yetmezdi. Yetmedi de.. Şimdi toplumsal tartışma zeminimizde, bir de "Dizisel Alan" konusu var. Pınar Altuğ'un veya "Meltem" in başına gelenlerden, yine söz etmek istiyorum. "Medyatik Toplum" modeli, tarihteki "Yontma Taş Devri", "Cilalı Taş Devri" gibi aşamalardan sonra, günümüze "Cilalı İmaj Devri"ni getirdi. Sinema ve televizyon gibi görsel medyaların cilaladığı imajları, toplumlar gerçekmiş gibi algılamıyor mu? Neticede turistler, gidip sanal Asmalı Konak'ı aramıyorlar mı gerçek dünyada. Veya beyaz perdenin "Terminatör" ü, California'ya vali seçilmiyor mu? "Truman Show" filmini hatırlayın. Sanal bir dünyada, canlı yayınla yaşamı sürekli yayınlanan Truman (Jim Carrey), gerçek dünyaya kaçmak istediği zaman, onu, "gitme, mutsuz olursun" diye uyarmamışlar mıydı? Anne rolündeki Pınar Altuğ da, "Sanal Meltem"ken, Truman gibi, kendi üretimi olmayan bir mutluluğun sahibiydi. Gerçek hayatında herhalde hiç kuru fasulye-pilav pişirmemiş olan bu genç kadın, yemek kitabı bile çıkarmıştı. Ve en önemli olgu, "Çocuklar Duymasın" dizisinin çok başarılı bir yapım olması ve reyting rekorları kırmasıydı. Dizinin "Taş Fırın Erkeği" olan baba Tamer Karadağlı'nın da gerçek yaşamı, bu süreçte
kamuoyu önünde teşhir edildi önce. Karadağlı evlenirken, onun evlilik öncesi veya sonra evlilik dışı gönül ilişkileri, gazete manşetlerine, televole ekranlarına taşınmadı mı? Ama sonuçta Karadağlı bir "Erkek"ti. Gerçek hayatında, evliyken başka bir erkeğe aşık olan Pınar Altuğ, cilalı imajının kadın olması üzerinde kurulduğunu, belki hiç düşünmedi bile. Ve sonunda sanal kimliğinin, gerçek kimliğinin üzerine çıkıp, onu ezdiğini çok acı biçimde anladı. Şimdi Meltem, "Çocuklar Duymasın"da ya öldürülecek ya da diziden çıkarılacak. Meltem yok edilince, izleyiciler de, yapımcılar da, Pınar Altuğ da rahatlayacak. Bir süre sonra da, ne bu olay ne de Pınar Altuğ hatırlanacak. Hatırlayın.. Bir dönem bütün dünya, müteveffa ABD Başkanı John F. Kennedy'nin dul eşi Jacqueline Kennedy'nin, gidip Yunanlı
armatör Onasis'le nasıl evlendiğini tartışıp, Jacqueline'i kınamaz mıydı? Ama bu cilalı imaj devri, toplumları sürekli yeni isim ve konularla bombalıyor. Bir ismin veya bir olayın, çok uzun süre toplumsal bellekte kalabilmesi çok zor. Eskiden çağlar bile en az birkaç yüz yılda değişirdi. Okuldayken, "Orta Çağ"ın, Batı Roma'nın Çöküşü'nden (M.S. 476), İstanbul'un Fethi (1453) veya Matbaanın İcadı'na kadar sürdüğünü öğrenirdik. Fransız İhtilali (1789) ile "Yeni Çağ" biter ve ilk atom bombası (1945) ile "Yakın Çağ" noktalanırdı galiba.. Şimdi çağlar birbirine karıştı. "Silikon Çağı", "Gen Çağı", "Bilgi ve İletişim Çağı" gibi süreçler, birbirlerine karışmış durumda. Bu bakımdan Pınar Altuğlar ve onun gibi sanal yaşamları gerçek yaşamlarını esir almış olanlar, başlarına gelenlere fazla takılmasın. Unutulurlar.. Hem de hızla.. Ama hiç olmazsa, toplumdaki "Alan"lar konulu diğer kavram kargaşalarına, anlayışla baksınlar. Başı örtülü kadınların yaşadığı "Kamusal Alan" ikilemi Pınar Altuğlar'ın "Dizisel Alan"ından çok mu farklı?