Türkiye'nin en iyi haber sitesi
BAŞYAZI MEHMET BARLAS

Çifte standartlar ve kavram kargaşaları ikilemi

Türk toplumunun düşüncelerini saptıran iki temel kurum var.
Bunlardan biri "Çifte Standartlar Enstitüsü" diğeri de "Kavram Kargaşası Üretim Merkezi"dir.
Çifte Standartlar Enstitüsü'nün çalışmalarına tarih boyunca tanık olduğumuz gibi, bugün de sık sık bunlara takılıyoruz.
Örneğin bir kesim için "Deniz Feneri" ne kadar kuşku duyulacak bir hukuk sürecinin konusu ise, diğer kesime göre de bazı cuntacıların yazdıkları "Andıçlar"ın veya "Ergenekon"a ilişkin belgelerin gerçeklikleri öylesine kuşku ile karşılanmalıdır.
Eğer bu cephelerden birindeyseniz veya bir cephede bulunmak zorunda bırakılmış bir kader mahkûmu iseniz, mesela kendiniz de geçmişte andıçlanmış olsanız bile son andıçların gerçekliğini sorgulayanların safında yer alırsınız.
Bu şekilde bazıları RTÜK Başkanı'nın istifası gereğine karşı Genelkurmay Başkanı'nın istifası gereğini gündeme sürerler.
"Kavram Kargaşası Üretim Merkezi" ise, mesela dünyanın başka ülkesinde asla bulunmayan durumları bunlar sanki evrensel gerçeklermiş ve sadece Türkiye'de yokmuşlar gibi sunar.
Örneğin bazıları "Silahlı kuvvetlerin demokratikleşmesi" benzeri beklentileri seslendirirler ve "Türkiye'de ordu gelişmiş ülkelerdeki gibi demokratik değil" diye dert yanarlar.

Demokrasiye bağlı ordu

Oysa dünyanın hiçbir ülkesinde "Demokratik ordu" yoktur.
Gelişmiş ülkelerde de gelişmemişlerde de askerliğin temelinde "Disiplin", "Tek seslilik" ve "Emir-komuta zinciri" vardır.
Gelişmiş ülkelerde olup gelişmemişlerde olmayan şey ise "Demokrasiye bağlı ve Anayasa'ya sadık ordu"dur.
Ordunun ikinci bir siyasi karar merkezi olarak bulunduğu ülkelerdeki sisteme bu nedenle "Askeri demokrasi" denilir.
Türkiye'de sosyo-politik yaşam da düşünce oluşumu da, bu illetlerden kurtulmak zorunda.
Her kavram ve her kurum bu çarpıklıklar sonucu gereksiz yere politize olmakta ya da politize olmaya itilmektedir.
O kadar ki sonunda "Yargı darbesi" kavramı da "Askeri darbe" benzeri bir içerikle demokrasi karşıtı kavramlar sözlüğüne girmiştir.
Bu durumun sorumluları sadece her birimiz kendimizi başbakanın veya genelkurmay başkanının rakibi olarak gören biz gazete köşe yazarları değiliz.
Başbakanlar ve genelkurmay başkanları da gerçekleri zorlayan ve maksadını aşan söylemleri ile bu ortama katkı sağlamaktadırlar.
Genelkurmay Başkanı Org. Başbuğ'un bu çizgideki açıklamaları ile gerçekler arasındaki çelişkilerden bir örneği Star'daki köşesinde Şamil Tayyar şöyle vermişti:

Yanlışa örtü yapmak

- Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, 29 Nisan günü basın toplantısında, Poyrazköy'deki silahlarla ilgili açıklama yaparken, 'Silah ordunun namusudur' diyerek envanterde eksiklik olmadığını ifade etti. İnanan birkaç kişi çıktı ama 14 Mayıs 2009 tarihli MKE raporu, bu cümleyi toprağa gömdü. Ne oldu şimdi? Namus elden gitti mi? Elbette, hayır. Ama icra ettiğimiz görevi kutsarken hızımızı alamayıp yanlışa 'örtü' yaparsak, haklı olarak, bu soruları sorarlar.
Şamil Tayyar, son olarak "Askeri yargının bağımsızlığı"nın vurgulandığı Genelkurmay açıklamasını da şöyle yorumlamıştı:
- Genelkurmay'ın son andıçla ilgili önceki günkü açıklamasının 1. maddesini birlikte okuyalım: '...Genelkurmay Askeri Savcılığı'na konunun bütün boyutlarıyla soruşturulması emri verilmiştir.' 3. maddeye de bakalım: '...Bugüne kadar bağımsız Askeri Yargı tarafından uygulanan hukuki süreçler de ortadadır.' Emirle harekete geçen yargı, bağımsız olur mu? Başbakan çıksa ve dese ki: 'Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na konunun bütün boyutlarıyla soruşturulması emri verilmiştir.' Kıyamet kopmaz mı? Yargı ayağa kalkmaz mı? Cüppeleriyle boy göstermezler mi? Barolar havaya zıplamaz mı?
Tayyar'ın bu soruların cevaplarını Çifte Standartlar Enstitüsü'nün standartları içinde bulabilirsiniz.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA