Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Geçenlerde twitter'de "Türk solu"nun bugünkü durumu tartışılıyordu.
Bir twitter katılımcısı "Türkün sağı solu yoktur" diyerek tartışmayı noktaladı.
Bu tabii ki zekice bir iğnelemeydi.
Ama bazıları bunu ülkemize dönük bir övünme ifadesi olarak ciddiye de alabilir.
Her ülkede ve her toplumda var olan tarihsel ve güncel olguların bazılarının sadece biz Türklere özgü özellikleri yansıttığı inancı, hepimizin genlerindeki temel bilgilerden bir tanesidir.
Örneğin 1'inci Dünya Savaşı sonunda yenilen imparatorlukların tümü çöküp dağılmış, bunlardan pek çoğu da cumhuriyet olmuştur.
Mesela Alman İmparatorluğu'ndan çıkan Weimar Cumhuriyeti'ni, Avusturya Macaristan İmparatorluğu'ndan çıkan Avusturya Cumhuriyeti'ni gösterebiliriz.
Neticede Rus Çarlığı da bu savaş sonunda Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri olarak yeniden doğmamış mıdır?

Sanki bir mucize gibi

Osmanlı İmparatorluğu'nun bir bölüm toprakları üzerinde doğan Türkiye Cumhuriyeti de bu sürecin bir yansıması değil midir?
Ama "Biz bize benzeriz" inancına göre Türkiye Cumhuriyeti'nin doğumu bir mucizedir ve benzeri olmayan eşsiz bir siyasi olgudur.
Veya 2'nci Dünya Savaşı ertesinde ya Amerikan Bloku'na katılarak demokrasiyi seçmek durumundaydık ya da Demirperde ülkelerinden biri olarak Sovyet uydusu komünist rejimlerden biri olacaktık.
O dönemde çok fazla seçenek yoktu.
Yunanistan da bizim seçimimizin benzerini bir iç savaş yaşayarak yaptı.
İki ülke de sonunda Truman Doktrini ile Sovyet tehdidine karşı bağımsızlıklarını güvence altına aldılar.
Ama bazılarına göre Türkiye'nin Tek Parti'den çok partili demokrasiye geçişi de dünyada benzeri olmayan bir durumdur.

Hanioğlu'nun gözlemleri

Dün Prof. Dr. Şükrü Hanioğlu gazetemizdeki yorumunda bu "Kendine özgü toplum" sendromunu derinine değerlendirmişti.
Hanioğlu'nun vurgulamalarından bazıları satırbaşları ile hatırlatmakta yarar var:
"- Mustafa Kemal'in 1921'de 'kendine özgün' bir bağlamda kullandığı "Biz bize benzeriz" ifadesine dayandırılarak, Recep Peker ve diğer ideologlar tarafından rejimin ve Kemalist ideolojinin temeli haline getirilen sui generis toplum fikri, daha sonra Türk vesayetçiliğinin de önemli dayanaklarından birisini oluşturmuştur.
- Bu tez, İkinci Dünya Harbi sonuna kadar, hem Türk tek parti rejiminin diğer iki savaş arası otoriter rejimlerinden farklılığının temellendirilmesi ve hem de çoğulcu demokrasinin Türkiye'ye uygun bir siyasî sistem olmadığının vurgulanması amacıyla kullanılmıştır.

İkinci sınıf demokrasi
- Bu yaklaşıma göre Türkiye bir demokrasi olmalıdır; ama ülkenin kendine has koşulları nedeniyle bu demokrasi sınırlanmalıdır. Benzer şekilde vicdan, ifade hürriyetleri tanınmalıdır; ancak Türkiye'nin koşulları bu alanda daha kısıtlı özgürlükleri zorunlu kılar. Aynı nedenlerle Türkiye'de asker - sivil ilişkilerinin farklı olması, otoriter bir laikliğin benimsenmesi gereklidir.
- Kendi merkezlilikle beslenen, dış dünyayı düşmanlaştırmakla desteklenen bu 'kendine özgü' toplum tezi uzun süredir Türkiye'nin vesayete dayalı ikinci sınıf bir demokrasi olmasını sürdürme amacıyla kullanılmakta ve fazlasıyla içselleştirildiği için yeterince sorgulanmamaktadır."
Bizim "Vesayetçi demokrasi"mizin imtiyazlı kesimlerinin çoğulcu demokrasiye aktif ve pasif direnmeleri sadece bize özgü bir durum mu sanki?
Yunanistan'ı iflasa götüren "Al gülüm - Ver gülüm"cü ekonominin imtiyazlıları da şimdi teröre de dayanan direnişlerle, kuşak sıkma politikalarına direnmiyorlar mı?

İmtiyazlılar direniyor
Zaman'daki yazısında Herkül Millas Yunanistan'daki durumu şöyle anlatıyordu:
"- Hatırı sayılır bir kesim, hem sorunu anlamıştır hem de kemer sıkma siyasetinin kaçınılmaz olduğunu görmüştür. İnanılmaz bir tevekkülle gerçeği kabullenmiştir. Ama özellikle devlet sektöründe çalışanlar, sol siyasi yapılanmaların desteğinde kemer sıkma siyasetine karşı çıkmakta.
Grevleri ve işgalleri gerçekleştirenler memurlar ve bazı imtiyazlarını kaybetmek istemeyen sendikalaşmış (aslında lonca gibi çalışan) meslek kesimleridir. Ayrıca avukatlar, noterler, eczacılar, doktorlar, taşımacılıkta çalışanlar gibi yüzlerce grup tekel haklarına sahiptir."

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN