Çoğunluğun eğiliminden farklı olan düşünceleri özgürce açıklayabilmek, demokrasinin nimetlerinden sadece biridir. Ancak burada ince bir nokta var. Düşüncelerin dayandırıldığı olguların da gerçekleri yansıtması, önyargıların, kinlerin ve saplantıların, açıklanan düşüncenin doğruluğuna kanıt kılınmaması gerekir.
Bu durumlarda da düşünce özgürce açıklanabilir. Ama gerçekler görmezden gelinerek ve saplantılara dayalı biçimde "Düşünce" olarak açıklanan şey, bunu seslendiren kişiyi sürekli yanlış konumda tutar.
Kısacası çoğunluğa ters düşünceleri açıklayan herkes "Doğrucu Davut" olmayabilir.
Demokratik hoşgörüyü yok sayan, kendisi gibi düşünmeyenleri horlayan, kendisini "Beyaz" ve halkı "Siyah" olarak görenlerin bu düşüncelerini seslendirmeleri "Açık sözlülük" değil, sadece "Düşüncesizlik"tir.

Sürekli yanlış yapılır mı?
Mesleğinde yönetici konuma gelmiş bir kişi toplumun gerçeklerine gözlerini kapattığı için sürekli hata yapar ve yanlışlarını "Düşünce ürünü" olarak sunarsa, o mesleğin toplum gözündeki itibarı da zedelenir.
Bizim düşünce hayatımızda ve medyamızda, bu gibi durumlara o kadar sık rastlıyoruz ki.
Çok yakın geçmişi ele alarak medyadan örnek verelim.
Kitleye dönük olduğu varsayılan önemli bir yayın organını düşünün.
Bu organ yayınlarıyla 28 Şubat postmodern darbesinin aktif katılımcısı olmuş ve bu darbenin 1000 yıl süreceğine okurlarını inandırmaya çalışmış.
İstanbul Belediye Başkanı Tayyip Erdoğan görevinden alınıp hapse atılırken bu organda "Erdoğan muhtar bile olamaz" içerikli yayınlar yapılmış.

Hep yanlışa oynamak
AK Parti iktidar olduktan sonra da, bu partiyi hedef alan vesayetçi demokrasinin girişimlerinin tümü bu yayın organı tarafından desteklenmiş. Cumhuriyet Mitingleri'nin halkın genel tutumunu yansıttığını zannettiren yayınlar yapılmış.
Partinin kapatılması için açılan dava alkışlanmış. Cumhurbaşkanı seçiminin engellenmesi girişimlerine de, Genelkurmay'ın e-muhtıralarına da destek verilmiş. Şimdi de gündemdeki "Barış süreci"ne karşı olmak gibi bir konum yansıtılmakta...
Bu tablo ilkelilik midir, yoksa sanal körlük müdür? Dünyanın ve toplumun gerçeklerini yansıtmak yerine önyargılarını ve saplantılarını düşünce ve haber olarak sunmak... Ve okurlarını sürekli hatalı beklentilerle şartlandırmak...

Rüyalar ve gerçekler
Mesela Kemal Kılıçdaroğlu'nu "Beklenen lider" olarak cilalamak...
Gerçekleri reddederek mesleklerini icra edenler, acaba rüyalarına bakarak mı yol aramalılar?
Böyle bir adam rüyasında yedi atın çektiği bir arabada yedi yolcu ile Yedi Göller'e, yedi günde gittiğini görmüş. Uyanınca at yarışlarına gidip, bütün parasını 7 numaralı ata yatırmış... Ve at o yarışta yedinci olmuş.
Yani yine de rüyalar yerine gerçeklere bakarak düşünce oluşturmak daha doğrudur.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER
BİZE ULAŞIN