Nasıl "Metal yorgunluğu" denilen bir olgu varsa, toplumsal yaşamımızda da "Kavramların yorgunluğu" olgusu ile karşı karşıya değil miyiz? "Cemaat" kavramının yorgunluktan bitap düşüp "Örgüt"e dönüşmesine tanık olmadık mı? "Hukuk" paralel yargıda takla ata ata "Gukuk"a dönüşürken, "Ceza-evi" kavramı da "Tahliyeevi" oluvermedi mi?
Cumhurbaşkanı Gül'ün bile bu durumlara şaşırdığını ve mesela
"İnsanları kesenlerin, dillerini kesenlerin 7 yıl sonra tahliyesi vicdanları rahatsız ediyor.
Bunu giderecek düzenlemeler yapılmalı
" dediğini duymuyor muyuz?
Cumhurbaşkanı dün Nijer Cumhurbaşkanı Issoufou Mahamadou ile birlikte düzenlediği basın toplantısında da şöyle konuşmuş:

Acaba anladı mı?
"-Uzun tutukluluk süreleri bir nevi cezaya dönüşüyor, diğer taraftan uzun süre içinde karar verememek kabul edilebilir bir şey değil.
Eğer 5 yıl içinde faili yakalanan olaylarda karar verilemiyorsa, hepimizin ciddi ciddi düşünmesi gerekir.
Bu kadar uzun süre içinde karar vermemek, gerçekten kabul edilebilir değil. Danıştay davasında bile aynı gün failler yakalanmasına rağmen karar verilemedi.
"
Bu sözleri çeviriden dinleyen Sayın Issoufou Mahamadou, ev sahibi mevkidaşının neden yakındığını acaba anlamış mıdır?
İTÜ sözlüğüne göre "Metal yorgunluğu" titreşim, yüksek basınç ve çekme gibi etkiler sonucu, bir metal bloku oluşturan metal atomlarının birbirleri arasındaki bağların gevşemesiymiş. Bu şekilde malzemenin direnci azalır ve hatta hacmi bile değişirmiş.

Metaller ve kavramlar
"Metal yorulması" üç aşamada ilerlermiş:
Çatlak başlangıç- Esneme limitinin altındaki ya da üstündeki gerilmelerle yahut kristal dizilimin hatalı olması ile çatlaklar başlar.
Çatlağın ilerlemesi- Gerilme ile yüzeyde oluşan çatlak orta kesime doğru ilerler. Malzemede mikro çatlak varsa ve gerilme bu yöne yığılırsa, çatlak bu yönden ilerler.
Kırılma- Uzun süre gerilme altında kalmış malzemenin yüzeyleri yavaş yavaş birbirinden ayrılmaya başlar ve kopma gerçekleşir.
Bizdeki "Kavramların yorulması" da hemen hemen benzer süreçlerde oluşur.
Önce "Gerçek"ler üzerindeki "Çarpıtılmış algılar"ın baskısı ile kamplaşmalar ve siyasi çatlaklar başlar.
Çatlaklar "Ahlak"a, "Hukuk"a, "Yargı"ya, "Medya"ya doğru genişler...

Her şey baş aşağı oldu

Kavramların yorgunluğu sonucu, en temel bilgiler bile yörüngelerinden çıkar...
Örneğin hukuk eğitimi alanların birinci sınıfta öğrendiklerine göre Hans Kelsen'in hukuk felsefesine getirdiği "Normlar hiyerarşisi" diye bir kavram vardır.
Bu hiyerarşide "Anayasa- Kanunlar Tüzük ve Yönetmelikler" bir piramit oluşturur. En üstte bulunan Anayasa'ya, alttaki normlar uymak zorundadır.
Hukuk kavramındaki yorulma sonucu yargı Anayasa'yı yok sayar ve mesela kararı verdikten en geç 15 gün sonra gerekçeyi de bildirmez. Böylece yargı Anayasa'nın üzerine çıkarken, Kelsen'in "Hiyerarşik piramit"i de daireye veya küpe dönüşür. Bu piramidi onarmak için çıkartılan kanunlarla da, cezaevleri tahliye evlerine dönüşür.
Siz "Adaletsizlikler giderildi" diye sevinirken, katillerin sevincine de istemeden ortak olursunuz.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER
BİZE ULAŞIN