Türkiye'nin en iyi haber sitesi
BAŞYAZI MEHMET BARLAS

"Uzun ince yol"un sonunu görmek zaman alacak

Artık Yunanistan'da yaşayan bilge dostum Herkül Millas'ın bir gözlemini hiç unutmuyorum.
"- Yunanistan'da ders verirken, öğrencilere 'Türk Solu'nu anlatamıyorum. Ayrıntılı görüşleri verince Yunanlı öğrenciler 'Bu Nasyonal Sosyalizm' diye tepki gösteriyorlar" demişti bir yazısında... Aynı şeyi bugün yapsa ve Türk Solu yerine bu defa Türkiye'de kendilerini "Liberal" kategorisinde görenler veya "Liberal Demokrat" etiketi altında siyaset yapanlar hakkında Yunanlı öğrencilerine bilgiler verse, herhalde yine aynı tepkiyle karşılaşırdı...
- Bu liberallik değil faşistlik, derlerdi herhalde...
Tabii ki her ülkenin kendine özgü bir demokratik modeli vardır. Mesela İngiltere'deki "Lordlar Kamarası" benzeri bir yapının, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nda yer alacağını düşünebilir misiniz?

Post-modern İttihatçılık

Ancak kendimize özgü demokratik modeli oluşturmaya çalışırken, bunun içine Batı'dan da Doğu'dan da esintilerle renkler kattık. Mesela Ortadoğu faşizminin simgesi olan "Baas", Osmanlı'nın "İttihat Ve Terakki"sinden de esinlenmişti. Militarizme, biraz faşizm biraz da sosyalizm katılarak, Arap Milliyetçiliği'ni önplana alan bir ideoloji türetilmişti. Bizim Tek Parti dönemi CHP'si de Türk Milliyetçiliği'nin eklendiği ve Laikliğin bir devlet inancı biçiminde sunulduğu Baas benzeri bir yapı değil miydi? Ya da Cumhuriyet'le doğan CHP, bir anlamda "Post- modern İttihat ve Terakki" değil miydi? Bu yapılanmaya karşı en ciddi reaksiyon Demokrat Parti ile geldi... Ama unutmayalım ki Demokrat Parti'yi kuranlar da eski CHP'lilerdi ve liderleri Celal Bayar da, eski bir İttihatçıydı...

Hep aynı hikâye

Demokratlar "Derin Devlet" yerine "Derin Halk"a dayanmayı denediler. Ama eski yapılanmayı değiştiremediler ve 27 Mayıs 1960 darbesi ile bu deneme sona erdirildi. Daha sonraki yıllarda Demokrat Parti'nin mirasçısı olarak görülen Süleyman Demirel de iki kez askeri darbeyle devrilince, bu yapılanma ile baş edemeyeceğini anladı... Sonunda 28 Şubat post-modern darbesi ile metamorfoza uğrayıp, onlar gibi oldu. "Halkçılık" ilkesini farklı bir zemine taşıyacakken post-modern darbenin bir aktörü durumuna düşen Bülent Ecevit'in öyküsü de böyle değil midir?
Katı bir ideolojik eğitimle yoğunlaştırılmış ve hem tabular hem de yasaklarla dolu ortamda siyasal liderler tam olarak nerede bulunduklarını göremezken, sol adına düşünce üreten yan siyasal akımların da sosyalizm diyerek faşizme kaymaları, herhalde doğaldı.

Özal'dan Erdoğan'a...
Bu sürecin yönünü A'dan Z'ye gerçekten ve bilinçle değiştirmeyi deneyen ilk kişi Turgut Özal'dır. Bugün de Tayyip Erdoğan'ın aynı süreci devam ettirdiğini söyleyebiliriz. Ama bir toplumda her şey bir anda ve hatta bir yüzyılda bile değişmiyor. Dünya da yurt da değişse bile, genlerdeki eski bilgiler kuşaklar sonra açığa çıkabiliyor.
Dışişleri Bakanı Davutoğlu'nun pek güzel gözlemlediği gibi genlerimizde, kazan kaldırıp sadrazam kellesi isteyen Yeniçerilerin bilgisi de, Başbakanlığı basan İttihatçıların öğretisi de var... Kendilerini Liberal Demokrat olarak sunanların söylemlerinde Neo-Naziliği bulmak da mümkün... Ve hatta laikliğin cemaatçilikle sarmaş dolaş olduğunu da görmüyor muyuz?
Kısacası uzun ince bir yoldayız hâlâ...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA