Yeni Türkiye'nin eskisinden önemli bir farkı, siyasi partilerin yapılarının da, onlara toplumun bakış açısının da değişmiş olmasıdır. Bu değişimin kaynağında, Tayyip Erdoğan'ın siyasi ve medeni cesareti kadar, AK Parti'nin çevreyi merkeze taşıdığı süreçte pek çok tabunun kırıldığı gerçeği de var... Başka bir deyişle yeni Türkiye'nin siyasal üst yapısı artık "İdeolojik Devlet"in yıkılmaz sanılan sütunlarına dayalı olarak ayakta durmuyor.
Eski siyasal partiler düzenimiz artık bulunmayan o eski bankanın reklamında seslendirilen "Yok birbirimizden farkımız. Ama biz Osmanlı Bankasıyız" sloganındaki gibi değil miydi?
Kimi parti eski Türkiye'de kendisini sağcı, kimileri de kendilerini solcu, muhafazakâr, milliyetçi şeklinde nitelerdi. Ama bunların resmi ideolojinin çizgisi dışına çıktıkları düşünülenlerini, ya darbeler, ya da Anayasa Mahkemesi kapatırdı.

Hepsi özde aynıydı

Aslında "Eski Türkiye gerçeği" ışığında siyasi partilerimizi sağ -sol gibi ayrımlara vurup sınıflandırmak yerine "İktidardaki partiler" ve "Muhalefetteki partiler" diye kategorize etmek, en doğru ve gerçekçi sonuçlara varmayı sağlardı.
Muhalefetteki partinin her konuda her şeyi söyleyip, vaatlerde bulunması mümkündü... Muhalefetteki partinin sözcüsü Öcalan'ı asabilir, Irak'a girebilir, ABD ile savaşabilir, mazotu 1 liraya, benzini 50 kuruşa satabilir, üniversiteye sınavsız girişi ve hatta sınavsız üniversite diplomasını da gerçekleştirebilirdi.

Dış konjonktür sınırı
İktidar olan partinin ise, iç ve dış konjonktürün koşullarını içeren yumurta sepeti yüklenirdi sırtına. Bunu hep görmedik mi? "Öcalan'ı asacağız" diye 1999 seçim kampanyasını sürdüren MHP, sonunda idam cezasının kaldırılmasının da katkıcısı olmadı mı? Çünkü Öcalan'ı Türkiye'ye teslim eden ABD bu koşulu öne sürmemiş miydi? Evet... İktidardaki partinin sırtındaki küfedeki en önemli ağırlıklardan biri de "Dış konjonktür"dü.
1942'de tüm Avrupa'yı ele geçiren Hitler Almanya'sının Büyükelçisi Von Papen'i hedef alan Ankara'daki bombalı suikast girişimini hatırlar mısınız?
O dönemde suikastın failleri olarak, iki Sovyet diplomatik görevlisi (Pavlov ve Kornilov) tutuklanıp, hapse atılmıştı. Çünkü Türkiye o dönemde Almanya ile yakınlaşmaktaydı... Sonra Almanya yenilip Sovyetler de galip gelince, bu iki kişi hapisten çıkartılıp, Sovyetler Birliği'ne iade edilmediler mi?

Yeni Türkiye çok farklı

Siyasi partilerin muhalefette veya iktidarda olmak dışında farkları olmasa da, siyasetçilerin kişiliklerinden kaynaklanan farklar tabii ki vardı... Bazı siyasetçiler "Hizmet" ederlerdi. Yollar, barajlar, köprüler bunlar iktidar olduğunda yapılırdı. Diğer bazıları ise kendi partilerindeki iç kavgalardan sıyrılmaları mümkün olmadığı için "Hizmet"lerle değil, "Hizip"lerle ilgilenirlerdi. Bu alışkanlıklarını da siyasete "Rejim kavgası" biçiminde yansıtırlardı. Aslında kimse tabulara dokunamazdı... "Kürt" kelimesi ancak Irak'taki Kürtler için kullanılabilirdi. Darbelerin işaret fişeği olan muhtıralar gelince de, herkes tıpış tıpış evine dönmez miydi?
Ne dersiniz? Erdoğan ve AK Parti iktidarı ile siyasal partiler düzeni gerçekten çok değişmedi mi?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER
BİZE ULAŞIN