TÜRKİYE ile Yunanistan arasında yapılan birçok işbirliğine ivme kazandıracak bir anlaşmaya geçen hafta Ankara'da imza atıldı. Bu anlaşma, iki ülke arasında çifte vergilendirmelere muafiyet kazandırdığı için Türk ve Yunan işadamlarının karşı ülkede yatırım yapmalarının yanı sıra birlikte üçüncü ülkelerde ortak yatırım yapmalarına da yardımcı olacak. Yıllarca süren müzakerelere rağmen Türk ve Yunan maliye bakanlıklarının "bürokratik" engellerine takılan anlaşma, ancak son iki yıl içinde gösterilen üstün uğraşıların sonucunda imzalanabildi. Türk ve Yunan hükümetlerinin kendi maliye bakanlıklarına yeşil ışık yakmalarına rağmen engellerin aşılamaması işadamlarını da yıldırmaya başlamıştı.
ÇOK DİL DÖKTÜ
Nitekim anlaşmanın sonuçlanmasında kilit rol oynayan işadamları olmasa belki hala bürokratik sorunların çözümlenmesine uğraşılıyor olacaktı. İşte bu "kahramanlardan" biri de Türk armatör Asaf Güneri... Güneri, iki ülke arasında böyle bir anlaşmanın imzalanabilmesi için iki başkent arasında adeta mekik dokudu. Yunan maliye bakanlığının heyetine "dil" döktükten sonra Ankara'ya koşup Türk maliye bakanlığının heyetine aynı şekilde "dil döken" Güneri, çektiği zorlukları anlatırken bu işin ne denli yorucu olduğunu anımsamak bile istemediğini söylüyor.
CASUS BİLE DEDİLER
Güneri, "Öyle durumlarla karşı karşıya kalmıştım ki, bazı durumlarda Yunanlılar beni Türk casusu; Türkler de Yunan casusu olarak görüyordu neredeyse. Maliye bakanlıklarımızın bürokratik engelleri birbirine benzediğinden; üstüne üstlük her iki ülkedeki işadamlarının vergi sistemine yaklaşımları da benzediğinden kimse kimseye güvenemiyordu" diyor. Türk ve Yunan maliye bakanlıklarının karma heyet çalışmalarına da katılan Güneri, "Toplantılar o denli çetin geçiyordu ki, bazen bu işin asla olamayacağı kanaatini uyandırıyordu. Ses tonumu yükselttim diye kapı dışarı edildiğim günler de oldu. Ama neyse ki, bunlar artık geride kaldı" diyor ve şöyle devam ediyor: "Yunan armatörlerle yıllarca işbirliği yaptığım için Yunanlılar'ın ve Türk olduğum için Türkler'in kafa yapısını iyi bildiğim halde birçok keresinde ne Türkler'i ne de Yunanlılar'ı ikna edebildim. Örneğin, tam Türk tarafını ikna edecekken Yunanlılar mızıkçılık yapıyor; tam Yunan tarafını ikna edecekken de Türkler mızıkçılık yapıyordu. Ama başardık."