ABD ve İsrail'in İran ile savaşında dikkatler savaşın ne zaman sona ereceğine kilitlenmiş durumda. İnsanlar kazanan ve kaybedenden çok küresel bir etkiye yol açan bu savaşın ne şekilde olursa olsun bitmesini umuyor. Fakat bu savaş öyle beklendiği gibi bitmeyecek.
ABD'nin hedefine ulaşana kadar durmayacağını görüyoruz. Niyeti İran'ı teslim almak. Daha azına razı olmuyor. Zira değişen reel-politik dinamikler ABD'den yana. Büyük güçler arası rekabet döneminde vekil güçlere yönelik saldırılar pek görülmezdi. Küresel sıcak mücadele, Vietnam ve Kore ile İran-Irak savaşlarında görüldüğü üzere bizzat vekil güçler üzerinden veriliyordu.
Ancak küresel rekabet şimdi evrilmiş görünüyor. Ukrayna, Suriye, Venezuela ve İran örneklerinde görüldüğü üzere süper aktörler artık kendileri sahaya iniyor. Vekil güçlere de vekil savaşlara da artık ihtiyaç kalmadı.
***
Bu bağlamda küresel aktörler arasında bir
"modus vivendi/geçici uzlaşma" söz konusu. Bu yeni
küresel vites değişikliğinin nedeni ise
ABD'nin Rusya'ya dair farklılaşan stratejik yaklaşımı. Zira
Donald Trump'ın liderliğindeki ABD'nin en büyük hedeflerinden biri
de Rusya'nın zayıflamasını önlemek.
Ukrayna'da Rusya'ya tavizler veren Trump'ın amaçlarından biri de Moskova ile Pekin arasındaki yakınlaşmayı baltalamaktı. Zira iki süper gücün ittifakı
ABD'nin en büyük kâbusudur.
Bu çerçeveden İran savaşına bakılırsa
Rusya'nın stratejik sessizliğinin nedeni daha iyi anlaşılır. Üstelik
Hürmüz Boğazı'ndan kaynaklanan enerji krizi de en çok Rusya'nın pozisyonunu güçlendiriyor.
Hâliyle
İran'ı ABD'nin insafına terk eden Rusya, küresel işbölümünde üzerine düşeni hakkıyla yapıyor
. Rusya'nın kritik ihaneti ile
Çin'in pragmatik siyaseti ABD'nin İran'a yönelik istila ve paylaşım projesinde elini oldukça rahatlatıyor.
Bu konforla hareket eden ABD,
İran'a yönelik beş aşamalı planını adım adım uyguluyor. Enerji krizi ve savaşın küreselleşmesi bile ABD'nin planlarını engelleyemiyor, engellemeyecek.
***
1995'te
Amerikalı Albay John Warden'ın düşman devletleri dize getirmek için geliştirdiği projesinin adı,
"Beş halkalı sistem (istila) modeli" adını taşıyor. Stratejik istila vektörünün ana merkezinde içeriye sızdırılmış
kripto unsurların verdiği istihbaratla liderlik ve komuta kademelerine yönelik hava saldırıları ve suikastlar var. İkinci halka da
askeri endüstriyel kompleks gibi kritik üretim kaynaklarının bombardımanı yer alıyor.
Üçüncü halkada
sivil altyapı, ulaşım ve enerji kaynakları hedef alınıyor.
Dördüncü adım demografik halka. Rejime destek veren halk unsurları hedef alınarak
bölgesel ve ulusal vekil güçler devreye sokuluyor. Böylece rejimin meşruiyetini zayıflatacak bölünme ve çatlaklara yatırım yapılarak muhalefetin önü açılıyor. Son halkada ise
askeri güçlerle kara harekâtına girişiliyor.
Bu çerçeveden bakınca
ABD'nin İran istilası daha ikinci aşamasında. Trump üçüncü aşamadaki sivil altyapıya saldırıları beş gün ertelediğini açıkladı. Bu karar, ABD'nin İran projesinden vazgeçtiği anlamına gelmiyor. Hâsılı kelam
beş aşamalı halkadan ikisi tamamlandı, üçü kaldı. Kara harekâtı bu kalan üç aşamanın sonuncu halkası. Yoğun hazırlıklar yapılıyor. Dolayısıyla o da işler yolunda giderse ancak son aşamada
kara harekâtı yapılacak. Ve asıl mücadele de o zaman başlayacak. Şimdiye kadar seyrettiklerimiz bir
girizgâhtan ibaret.