ABD ve İsrail'in İran'a yönelik başlattığı savaş giderek derinleşiyor. Savaşın sadece haritası genişlemiyor, anlamı da değişime uğruyor. Geldiğimiz aşamada meselenin sadece birbirine güç yetirmek ve birinin diğerini bir şeylerden caydırması olmadığını görüyoruz. Taraflar arasındaki mücadele her açıdan küresel düzeye de taşınıyor. Bölgesel rekabet global hesaplaşmaya dönüşüyor. Üstelik bu hesaplaşma askeri ve siyasi düzen dışında modern enerji sisteminin geleceğini de yakından ilgilendiriyor.
Öyle görünüyor ki evdeki hesap çarşıya uymuyor. Bu hakikat sadece ABD ve İsrail için değil İran için de geçerli. Boşuna 'savaşlar savaşa girenlerin düşündüğü gibi asla bitmez' dememişler. Tarihçi Geoffrey Blainey'in de ifade ettiği gibi savaşların çoğu zaten 'yanlış anlamadan ve liderlerin ülkelerinin pazarlık payını fazla abartmasından' kaynaklanır. Savaşların birçok sebebi yanında en çok dikkate alınması gereken sebebinin bu olduğunu ve olması gerektiğinin altını özenle çiziyor Blainey.
Tarihçi Blainey, bu açıdan savaşları bir 'kaza' olarak niteliyor. Doğrudur. Diğer birçok stratejist ve tarihçi de savaşı bir risk yönetimi olarak tanımlıyor.
Haliyle risk tanımlamasının bir trafik işareti olmadığını bilmek lazım. Yani risk karar değil bilgi verir.
Haliyle risk yönetimine dair raporları okuyup savaşa karar vermek liderleri yanıltabilir. Bu yönüyle yüksek risk hatırlatmaları bir trafik ışığı değil bir uyarıdır.
***
İran savaşı bize ABD Başkanı Donald Trump ve İran'ın ölündürülen dini lideri Ali Hamaney'in kendilerine hatırlatılan riskleri pek önemsemediğini gösteriyor.***
İran savaşı, İsrail'in devreye soktuğu kaotik sabotaj saldırılarıyla tamamen rayından çıkmış görünüyor. Tersinden söylersek savaş siyonizmin hedeflediği kaotik raya oturmuş görünüyor. Bu savaş artık tek cepheli, tek bir denize, tek coğrafyaya, tek bir aktöre (Donald Trump), tek bir askeri ve siyasi mantığa bağlı olmaktan çıktı.