İran İslam Devrimi'nin ortaya çıktığı Soğuk Savaş şartları sona erince rejimin işlevselliği de sona eriyor. Ancak yeni çok kutuplu düzende İran coğrafyası ve enerji kaynaklarının hayati öneminin daha da arttığını görüyoruz. ABD ve İsrail kuşku yok ki Rusya ve Çin'i ikna ederek İran'a saldırdı. Jeopolitik ve jeo-ekonomik gerekçeleri sağlam olmadığı için ABD, ön cepheye sürdüğü İsrail üzerinden siyonist-evanjelik teolojiyi yeni işgal ve istila projesinin temel motivasyonu olarak kullanıyor.
Oysa ABD'nin asıl hedefinin Ortadoğu'daki petrol kaynakları, Hürmüz'ü kontrol, petro-dolar sisteminin korunması ve özellikle de İran üzerinden Hazar havzasına nüfuz etmek olduğunu herkes biliyor. Böylece ABD, Çin'in batısındaki Orta Asya Türk dünyası ile Rusya'nın güneyindeki Kafkasya denkleminde oyuna girerek küresel sahnede iki büyük rakibine karşı pazarlık payını artıracak.
Haliyle İran savaşı, İran'ı da aşan küresel bir jeopolitik hesaplaşmayı da içeriyor. Jeopolitik açıdan ABD, İran işgaliyle Rusya'yı güneyden kuşatarak sıcak denizlere inmesini zorlaştırmak istiyor.
***
Hollandalı-Amerikalı jeopolitikçi
Nicholas Spykman ile İngiliz coğrafyacı
Halford Mackinder'ın 'kenar kuşak' ve 'dünya adası' teorilerini resmi politika haline getiren ABD, unutmayalım ki 20. yüzyılın başından beri
deniz aşırı üslerle dünyadaki
bütün kıyı şeritlerini kontrol etmeye çalışıyor. Amacı dünya adası olarak nitelenen Asya ile onun kalbi konumundaki
Rusya'yı kıyılardan kuşatıp denizlere inmesini engellemek ve onu
bir kara gücü olmaya mahkûm etmek.
Tıpkı Ukrayna'daki emperyal paylaşım savaşında olduğu gibi. Ukrayna'da ABD'nin asıl amacı Rusya'yı Batı Avrupa üzerinden kuşatmak ve Çin ile Rusya ittifakını baltalamaktı. Bu hedefine ulaştı da. Haliyle
İran projesi de küresel çaptaki hesaplaşma bağlamında
Ukrayna savaşının devamı niteliğinde.
Unutmayalım ki
ABD, Rusya'dakine benzer bir stratejiyle Çin'i de kuşatıyor. Özellikle Çin'in dünyaya açıldığı en güvenli yol
Doğu Türkistan üzerinden ulaştığı Kırgızistan, Tacikistan, Kazakistan, Özbekistan ve Türkmenistan coğrafyası. Zira Çin'in diğer bütün çıkış yolları karadan veya denizden olsun ABD'nin denetimine bağlı.
Bu nedenle Çin'in en rahat olduğu çıkış sahası ABD'nin
hegemonik olarak hâlâ tam nüfuz edemediği Orta Asya'daki Türk dünyası. Haliyle ABD,
Zengezur koridoru ve İran üzerinden şimdi bu
Trans-Hazar havzası ile
Orta Asya kuşağını hedefliyor. Peki, Çin ve Rusya, ABD'nin bu açık-gizli projelerini bilmiyor mu? Elbet biliyorlar. Ancak şu aşamada ABD, Rusya ve Çin en zayıf halka konumundaki İran nedeniyle doğrudan kapışmak istemiyorlar. Bir bakıma
İran üç küresel güç tarafından da farklı gerekçelerle kurban ediliyor.
***
Hatta Rusya ve Çin, İran kriziyle meşgul olan ABD karşısında daha fazla avantajlı konuma geçeceklerini bile düşünüyor. Nitekim ABD ve Avrupa daha şimdiden
Hürmüz Boğazı'nın kapanması nedeniyle
Rusya'ya yaptırımları kaldırdı. ABD ve Avrupa, İran işgalini stratejik sessizlikle karşılayan
Çin ile bütün ticari ve ekonomik bariyerleri ise birer birer kaldırıyor.
İran hamlesi nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın her üç aktör de bu işgalden kendi payına düşeni almanın hesabı içinde. Kuşku yok ki hiçbir şey
28 Şubat öncesi gibi olmayacak. Hem
Körfez ve Ortadoğu'daki hem de
Hazar, Kafkasya ve Orta Asya'daki ekonomik, askeri ve siyasi güç projeksiyonları temelli olarak değişecek.
O zaman akıllara şu soru geliyor.
İran'dan sonraki hedef kim? Asıl hedefin aslında şimdiden İran'dan çok
Körfez ülkeleriyle birlikte onların ilham kaynağı konumundaki Türkiye olacağını bilmeyen yok. Çünkü İran üzerinden
sadece Hazar havzası değil Körfez ve Ortadoğu da yeniden dizayn edilecek. Tehlikeyi gören bölge ülkeleri
yüzlerini bu nedenle şimdiden
Türkiye'ye çeviriyor.
Çünkü Türkiye'nin onaylamadığı bir projenin hayata geçme şansı çok zor.
Türkiye'nin kendi bölgesinde 'bypass' edilemeyeceğini önceki birçok krizde bizzat tecrübe ettiler. Eğer Türkiye ve müttefiki ülkelerin talepleri hesaba katılmazsa
üç kutuplu yeni dünya düzeni daha temel atma aşamasındayken tuzla buz olacaktır.