İran'a yönelik saldırıda ABD ve İsrail'e yöneltilen en büyük eleştiri savaşın siyasi hedeflerinin net olmayışı. Oysa ABD ve İsrail'in jeopolitik amaçları gayet açık. İlk hedef İran'ın siyasi rejimini, olmazsa rejimin davranışını ve bu da olmazsa ülkenin siyasi güç haritasını değiştirmek. ABD ve İsrail bu hedefine ulaşana kadar durmayacak. Geri adım atabilirler fakat kaldıkları yerden sonra yine devam edeceklerdir. Çünkü ABD'nin asıl amacı İran üzerinden Hazar Havzası'nı kontrol altına almak. Bu yolla Çin'in Kuşak Yol Projesi'nin hayati damarlarından Trans-Hazar koridorunu baltalama olanağına kavuşacak. ABD bu hedefine ulaştığı zaman savaş sona erecek.
Dolayısıyla ABD'nin amacını şimdiden ilan etmemesi net bir stratejisinin olmadığı anlamına gelmemeli. Bu nedenle İran'a yönelik savaşın gelecekteki uluslararası düzen için ne anlama geldiğine odaklanmak gerekir. Çünkü savaşların ne kadar kötü veya iyi başladıklarına göre yargılanmadıklarını unutmamak lazım. Savaşın nasıl biteceği önemlidir. Özellikle de savaşı başlatan ülkenin silahlar sustuğunda savaştan önceki pozisyonuna göre daha güçlü mü yoksa daha zayıf mı olduğu kriteri ağırlık kazanır. Ve savaşın genel gidişatı bu ölçülere bakılarak değerlendirilir.
***
Haliyle şimdiden İran savaşının Irak savaşı ile aynı felaket yolda olduğunu söylemek için vakit daha çok erken. Zira stratejik dikkat dağıtıcılık büyük güçler arasındaki rekabetin tekrarlayan bir özelliğidir. Bu çerçevede İran'ın Nahçıvan'a yönelik saldırısında hem Bakü'nün hem Beyaz Saray'ın gösterdiği sert tepki bize birçok açık kanıt sunuyor.***
Bu adımla ABD, Rusya ve Çin gibi jeopolitik rakiplerinin hâkim olduğu Hazar Havzası'na girmiş oldu. İran hamlesiyle de ABD, Kazakistan'ın devasa Tengiz ve Kaşagan sahalarındaki petrol ile dünyanın dördüncü en büyük doğalgaz rezervlerine sahip Türkmenistan'ın kaynaklarını Hazar'dan Bakü'ye ve oradan da Bakü-Tiflis-Ceyhan hattıyla Akdeniz'e ulaştırarak küresel pazarlara aktaracak.