Bazı analizciler İran savaşını Amerikan imparatorluğunun çöküşünü hızlandıran bir faktör olarak görüyor. Bunu da ABD'nin İran operasyonunda kendi ulusal çıkarlarından ziyade siyonist İsrail'in stratejik hesaplarına alet olmasına bağlıyorlar. Ben ise tam tersini düşünüyorum.
Bu bir ideoloji veya din savaşı değil. Siyonist ve evanjelik motifler çok ön plana çıkmış olabilir ancak bu savaş bir süper aktörün jeopolitik hedeflerine ulaşmak için askeri gücün yanında bütün yumuşak güç unsurlarını da devreye soktuğu anlamına geliyor. Bütün ipler Amerikan müesses nizamının elinde. Haliyle İsrail, İran'ın kaderini belirleyici bir aktörden çok işlevinden dolayı öne çıkarılan bir faktör konumunda.
Unutmayalım ki emperyalist paylaşım savaşının ana lokomotifi Amerikan devletinin ulusal çıkarlarıdır. Bu çerçevede ABD dünyadaki enerji kaynaklarını, finans kapitali, kritik madenleri, nakil yollarını, ticaret koridorlarını ve jeopolitik önemi yüksek bölgeler ile İsrail gibi aktörleri kontrol etmeye yoğunlaşır. Temel hedef ise askeri, siyasi ve özellikle de petro-dolar hegemonyasına dayalı ekonomik ve finansal küresel üstünlüğün devam ettirilmesidir.
***
Bu çerçeveden bakınca siyonist evanjelik kesimlerin Ortadoğu'da bir kıyamet savaşı (Armageddon) çıkarması beyhude bir çaba. Böyle bir kıyamet savaşı için en uygun aktör İran'dan çok Çin ve Rusya'dır. Zira Ortadoğu'daki hiçbir ülkenin Amerikan gücüyle yarışabilmesi mümkün değil. Hatta bölge ülkelerinin ABD'nin jandarması İsrail ile baş etmesi de zor görünüyor.***
Bütün ahlaki ve insani çizgiler yanında ülkelerin siyasi ve coğrafi sınırlarını da çiğniyorlar. Özellikle İsrail medyasında da sık sık dile getirildiği gibi İran savaşıyla bölgedeki haritaların tamamen değiştirilmesidir. Çünkü bu savaşla Ortadoğu'yu yeniden şekillendirmek ve Birinci Dünya Savaşı'nın ardından Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküşüyle ortaya çıkan statükoya son vermeyi amaçlıyorlar.