Ömür boyu hep karşı çıktığım şeylerden biri de bizdeki linç kültürü oldu. Özellikle sanatçılarımıza her fırsatta yönelttiğimiz, onları kimi zaman siyasal görüşleri, kimi zaman özel yaşamları, kimi zaman her insanın yapabileceği hataları yüzünden acımasızca yargıladığımız, hatta mahkum ettiğimiz sanatçılar... Onlar için ne çok yazdım, fırsat buldukça... Bir kitap olacak kadar (oldu da). Şimdi İbrahim Tatlıses'e yapılan bu tür bir linç değil. Bu, linçlerin en korkuncu: Çünkü doğrudan doğruya yaşamı hedef alıyor, insanı tümüyle yok etmeyi amaçlıyor. Zaten bu tür bir cinayete teşebbüs, benim eleştirdiğim o kesimden gelemezdi. Onlar her şeye karşın yazıya-çiziye ilgi duyan, mürekkebe bulaşmış insanlar. Hoşgörüsüzlükleri onları gerçek bir aydın olmaktan alıkoyuyor elbette... Ama en azından katil değiller. Böylesine bir kin, böylesine bir yok etme arzusu, ancak insanlık gelişimini tümüyle tamamlamamış, yolun bir yerinde bir şeylerin sekteye uğradığı kişilerde var olabilir. Onlar da benim/bizim ilgi alanımız içinde değil. Ama İbrahim Tatlıses ilgi alanımız içinde... Çünkü başka birçok şeye bulaşmış da olsa, sanatla hiç ilişkisi olmayan birçok alanda tehlikeli biçimde at oynatmayı denemiş de olsa, o temelde bir sanatçı. Allah'ın verdiği olağanüstü bir sesi kullanmış, geliştirmiş, alanında zirveye çıkmış. Ayrıca iyi-kötü birçok filmde oynamış, birçoğunu yönetmiş. Benim gözde şarkıcım olmayabilir, filmlerini önemli bulmayabilirim. Ama ben de onu dinledim, kimi albümlerini alıp arşivime kattım. Hatta bunlardan biri ya da birkaçı üzerine yazdığımı da hatırlıyorum. Ona buradan ileteceğim tek şey, üzüntülerim ve en iyi dileklerim olabilir. Kitle beğenisini her zaman çok önemsemiş bir 'beyaz Türk' olarak! Bu açıdan, geçen gün Can Dündar'ın yazısını dehşetle okudum. Sevgili Can, internette bu olay üzerine yorumları ve bunların sempati ve üzüntü belirtenlerine karşı, olumsuz bakanların şaşılacak kadar çok olduğunu yazıyordu. Yani, daha açarsam, bu olay vesilesiyle üzüntülerini belirtip sanatçımıza sahip çıkanları eleştiren görüşler çoktu. Bunu açıkça yazmıyorlardı, ama bir renkle görüş belirtme yöntemiyle, karşı olduklarını belli ediyorlardı. Peki, ama bu da bir linç yöntemi değil mi? Tatlıses'i arabeski, maçoluğu, sanat-dışı işleri, şüpheli ilişkileri veya başka şeyler yüzünden beğenmeyebilir ve eleştirebilirsiniz. Ama böyle bir anda, canına kastedildiği bir noktada, ona karşı sempatiden başka ne gösterilebilir? Bu da yazının başında sözünü ettiğim, o en ünlü sanatçılarımızı ilk fırsatta aforoz etme, linç etme içgüdüsünden başka bir şey mi? Bu da bir yarı-aydın tavrı içinde, sinsice bir öldürme eylemi sayılmaz mı? Ne ayıp ve ne yazık...