Ramazan geldi mi evlerin içi değişir. Mutfaktan başka kokular yükselir. Saatler başka akar. İftar sofraları daha kalabalık olur. Sahurda uykulu gözlerle mutfağa gidilir. Ama asıl değişmesi gereken şey sofralar değil... Asıl değişmesi gereken şey bizim halimizdir. Çünkü ramazan çocuklar için bir "din dersi" değil, bir model izleme dönemidir. Çocuk ramazanı sizin ses tonunuzdan öğrenir. Çocuk orucu sizin sabrınızdan öğrenir. Çocuk ibadeti sizin kalbinizden öğrenir. Biz çoğu zaman çocuklara "oruç tutmalısın, sabırlı olmalısın, paylaşmalısın" deriz. Ama çocuk şuna bakar: Annem sinirliyken nasıl konuşuyor, babam açken nasıl davranıyor, evde yoksuldan bahsedildiğinde nasıl bir ton kullanılıyor? Çocuklar kulakla değil, gözle öğrenir.
ORUÇ SADECE AÇ KALMAK DEĞİLDİR
Ramazanda en sık yapılan hata da şudur ki: Orucu sadece açlık üzerinden anlatmak. "Bak, ben açım ama sabrediyorum, sen daha küçüksün, büyüyünce tutarsın, bak bakalım akşama kadar dayanabilecek misin?" Oysa çocuk için mesele açlık değildir. Çocuk için mesele anlamdır. Ramazan, çocuğa şunu öğretir: Erteleyebilmek, bekleyebilmek, sabredebilmek, başkasını düşünebilmek... Eğer evde ramazan, "açlıktan gerginlik" demekse, çocuk ramazanı stresle kodlar. Eğer evde ramazan, "sakinlik ve paylaşım" demekse, çocuk ramazanı huzurla kodlar. Ve unutmayalım... Çocuklukta kodlanan duygular, yetişkinlikte inanç biçimini belirler.

TAHAMMÜL AZALIYOR MU?
Bir düşünelim... İftara yarım saat kala evde nasıl bir atmosfer var? Sesler yükseliyor mu? "Susun biraz!" cümlesi artıyor mu? Tahammül azalıyor mu? Açlık fizyolojiktir, evet. Ama öfke çoğu zaman açlıktan değil, yönetilemeyen duygudan gelir. Çocuk şunu kaydeder: Demek ki ibadet insanı sinirli yapıyor. Bu çok tehlikeli bir kayıttır. Ramazan çocuğun zihninde "gerginlik ayı" olarak kalmamalı. "Yumuşama ayı" olarak kalmalı.
ZORLA YAPILAN İBADET TRAVMADIR
Bazı ailelerde şunu görüyoruz: "Bir gün dene bakalım, arkadaşın tutuyor sen niye tutmuyorsun, erkek adam dayanır." Oysa gelişimsel olarak çocuğun bedeni buna hazır mı? Psikolojik olarak anlamlandırabiliyor mu? Çocuğa zorla tutturulan oruç, ibadet değil; kontrol ve baskı deneyimidir. Çocuk şunu öğrenir: Değerli olmak için zorlanmam gerekiyor. İleride bu çocuk şunu yaşayabilir: Kendini sürekli ispatlama ihtiyacı, onay bağımlılığı, kendini zorlamadan huzur hissedememe. Ramazan çocuğa yük bindirme ayı değil, ruhu tanıştırma ayıdır. "Paylaşmak güzeldir" demek kolaydır. Ama çocuk şuna bakar: Gerçekten paylaşıyor muyuz, ihtiyaç sahibine yardım ederken yüzümüz nasıl, sadaka verirken fotoğraf mı çekiyoruz? Çocuk, yapılanın niyetini hisseder. Eğer yardım gösterişle yapılırsa, çocuk yardımın özünü değil, sahnesini öğrenir. Ramazanda çocuğu iftar kolisi hazırlamaya dahil edin. Birlikte paket yapın. Birlikte kapıya bırakın. Ama bunu bir 'üstten bakış' diliyle yapmayın. "Yazık onlara" demeyin. "Biz şanslıyız" deyin. Bu çok ince bir farktır.

BU AY DUYGUSAL EĞİTİM VERMENİN TAM ZAMANI
Camide çocuk sesi duyulduğunda bazı yetişkinler rahatsız olur. Ama unutmayın: O çocuk oraya gelmezse büyüyünce gelmez. Çocuğu camiye götürmek demek, onu susturmak demek değildir. Ramazan çocuğa "yerinde dur" ayı değil, "ait olma" ayıdır. Eğer çocuk camide sürekli uyarılıyorsa, ibadeti kaygıyla eşleştirir. Bir çocuk için en kıymetli şey, "Ben burada kabul görüyorum" hissidir. Ramazan aslında muhteşem bir duygusal eğitim fırsatıdır. Sabır, şükür, empati, özdenetim, paylaşım, affetme... Bunların hepsi psikolojik kaslardır. Ve bu kaslar nutukla değil, modelle gelişir. Çocuğa 'sabret' demek yerine, "Ben de zorlanıyorum ama deniyorum" demek çok daha öğreticidir. Çocuk mükemmel ebeveyn istemez. Gerçek ebeveyn ister. İftar sofrası sadece yemek masası değildir. Bir duygusal laboratuvardır. Orada şunlar olur: Bekleme pratiği, dua pratiği, birlik hissi, şükür dili. Ama sofrada telefon varsa, sofra okul olmaktan çıkar. Ramazanda en büyük rol model, telefonu kenara koyabilen ebeveyndir. Çocuk şunu görmeli: "Bu an kıymetli."

DÖNGÜYÜ KIRIN
Ramazanda çoğumuz kendi çocukluğumuza döneriz. Mahalle iftarları, pide kuyrukları, ilk tutulan yarım oruç... Eğer çocukluğunuzda ramazan huzurluysa, bunu çocuğunuza aktarın. Eğer çocukluğunuzda ramazan korku ve baskıyla geçtiyse, döngüyü burada kırın. Çocuk sizin iyileştiremediğiniz yerleri miras almak zorunda değil.
"Bak Allah çarpar, orucu bozarsan günah olur, yalan söylersen orucun gider." Korku temelli din dili, çocuğun zihninde Allah'ı cezalandırıcı olarak kodlar. Oysa çocuk için ramazan, merhamet ayı olarak kalmalı. Çocuk Allah'ı korkuyla değil, güvenle tanımalı. Çocuğa "Bak fakirler böyle yaşıyor" demek, empati öğretmez. Empati, karşıdakini aşağıda görmek değildir. Empati, eşit görmektir. Ramazanda çocuğa şu cümle öğretilebilir: "Herkesin hayatı farklı. Biz elimizden geleni yaparız." Bu dil, çocuğun vicdanını büyütür.

EN BÜYÜK DEĞİŞİM SESSİZLİKTE BAŞLAR
İşte asıl model budur. Çocuk şunu görür: "Demek ki insan zorlandığında bile yumuşak kalabilir." Bu, çocuğun ilerideki ilişkilerini belirler. Ramazan sadece dini bir dönem değil, özdenetim eğitiminin zirve dönemidir. Bazen ebeveynler şunu düşünür: "Ramazanda çok sabırlı olmalıyım." Hayır. Sabırsız olduğunuzda özür dilemeniz daha öğreticidir. "Biraz gerildim, özür dilerim." Bu cümle çocuğun ruhunu büyütür. Ramazan çocuk için uzun bir açlık süresi değildir. Uzun bir gözlem süresidir. O sizi izler. Nasıl sabrettiğinizi... Nasıl dua ettiğinizi... Nasıl paylaştığınızı... Nasıl konuştuğunuzu... Ve bir gün büyüdüğünde, ramazan geldiğinde, aynı tonu kendi evine taşır. Bu yüzden ramazanda çocuklara bırakacağımız en büyük miras, açlık değil; ahlaktır. Bağırmadan sabretmek. Gösterişsiz paylaşmak. Korkutmadan öğretmek. Yargılamadan rehberlik etmek. Çünkü çocuklar söylediğimizi değil, yaşadığımızı öğrenir. Ve ramazan manevi anlamda en çok yaşadığımızı hissettiğimiz aydır. Gündelik hayatın koşturması yavaşlar, insan kendiyle baş başa kalır. Ve bazen en büyük değişim, o sessizlikte başlar.