Popüler dünyanın her dönem merkezinde olan Angelina Jolie, sadece çarpıcı güzelliğiyle değil, aynı zamanda canlandırdığı her karaktere kattığı derinlik, karmaşıklık ve sarsılmaz inançla küresel sinema izleyicisinin zihninde silinmez bir iz bıraktı. 2000'lerin başında aksiyon sinemasının güçlü kadın figürlerinden biri hâline gelirken, bir yandan da dramatik rollerdeki kırılgan performanslarıyla kendisini yalnızca "star" değil, aynı zamanda güçlü bir oyuncu olarak kabul ettirdi. O, popüler kültürün bir yüzü olmanın ötesine geçerek, hem gişe rekortmeni aksiyon filmlerinde hem de eleştirmenlerce alkışlanan dramatik rollerde rüştünü ispatlayan Jolie, Aklım Karıştı (Girl Interrupted) filmindeki asi Lisa Rowe performansıyla Oscar kazandığında henüz genç bir oyuncuydu; ancak kısa sürede Lara Croft: Tomb Raider ile küresel popüler kültürün ikonik yüzlerinden birine dönüştü.

Ardından Sahtekar (Changeling), Güçlü Bir Yürek (A Mighty Heart) ve Maleficent gibi yapımlarda sertlik ile kırılganlığı aynı anda taşıyabilen oyunculuğuyla farklı kuşaklara ulaşmayı başardı. Güçlü görünümünün ardında sürekli kırılganlık taşıyan karakterleriyle, şöhretin mekanik yüzüne insanî bir derinlik eklemeyi başaran güzel oyuncu bu kez Alice Winocour'un Moda filmindeki Maxine rolüyle dikkat çekiyor.
Paris Moda Haftası'nın yoğun atmosferinde geçen film, moda dünyasının ışıltılı yüzünü değil; o ışıltının arkasındaki yorgunluğu, baskıyı ve görünmez dayanışmayı merkeze alıyor. Jolie'nin canlandırdığı Amerikalı yönetmen Maxine, kariyerinin ortasında meme kanseri olduğunu öğrenirken, bir yandan da sektörde güçlü görünmeye devam etmek zorunda hissediyor. Jolie burada büyük dramatik çıkışlardan çok sessizliklerle oynuyor. Yüzüne yerleşen donuk ifade, otel odalarındaki yalnızlığı ve prova alanlarında taşıdığı görünmez ağırlık, karakterin kırılganlığını derinleştiriyor. Film yalnızca Maxine'in hikâyesiyle sınırlı kalmıyor.

Güney Sudan'dan gelen genç model Ada (Anyier Anei), Paris'i kendi kaderini değiştirebileceği bir alan olarak görüyor. Ancak yönetmen Winocour, bu hikâyeyi romantik bir başarı masalına çevirmemeyi tercih ediyor. Ada'nın dünyasında her fırsatın yanında yeni bir kırılganlık hissi de var. Moda dünyasının çeşitlilik söylemi ile gerçek eşitsizlikleri arasındaki mesafe, karakterin sessizliği üzerinden hissediliyor.
Ella Rumpf'un canlandırdığı makyaj sanatçısı Angèle ise filmin görünmeyen emeği temsil eden yüzü. Defilelerin arkasında çalışan, sürekli başkalarını hazırlayan ama kendi hayatını erteleyen bir kadın. Yazarlık hayali kuran, kendi hikâyesini anlatan bir kadın. Winocour'un kamerası, moda sektörünün ihtişamını gösterirken bile o ihtişamın altında çalışan insanların yorgunluğunu unutmuyor.
Film, modayı eleştiren klasik filmlerin aksine, sektörü bir canavar olarak resmetmiyor. Winocour bu dünyayı sessiz bir direniş alanı olarak görüyor. Elbiselerin kusursuz detaylarını gösterirken bile prova alanlarının kaotik enerjisini, kulislerdeki sessiz stresi ve zamana karşı verilen mücadeleyi öne çıkarıyor. Film zaman zaman parçalı anlatımı nedeniyle duygusal yoğunluğunu dağıtsa da, özellikle kadın karakterler arasındaki görünmez bağı hissettirmeyi başarıyor. Jolie'nin kusursuz performansıyla dikkat çeken Moda, kadın dayanışmasını o gösterişli dünyanın ötesine taşıyan anlamlı bir film...
GERÇEK GÜÇ SEVGİDİR
Türk televizyon nostaljisinin en güçlü markalarından biri olan Sihirli Annem, yıllar sonra sinema salonlarında yeniden hayat bulurken artık yalnızca bir çocukluk hatırasına yaslanmıyor; kendi mitolojisini genişletmeye çalışan bir evrene dönüşüyor. Yapımcılığını Yeni halka olan Sihirli Annem: Periler Okulu ise tam da bu yüzden serinin en kritik sınavı gibi duruyor. Çünkü ilk film, "nostalji" kartını başarıyla oynayıp yaklaşık 818 bin seyirciye ulaşarak önemli bir gişe başarısı elde etmişti. Yapımcılığını Polat Yağcı'nın üstlendiği, Poll Films imzalı filmin başrollerinde yine İnci Türkay, Nevra Serezli, Şahap Sayılgan ve Gül Onat yer alırken; güçlü oyuncu kadrosunda Doğa Rutkay Kamal, Bekir Aksoy, Ayşen İnci, Gamze Karta, Ecrin Su Çoban gibi isimler bulunuyor.

Yönetmenliğini Mustafa Kotan'ın yaptığı, senaryosu Arzu Yurtseve'e ait olan filmde bu kez hikâye daha büyük bir kırılmayla açılıyor. Faniler artık perilerin varlığını öğrenmiştir. Dünyadaki denge bozulur ve Periliçe'nin (Ayşen İnci) çözümü serttir; insanların hafızaları silinecektir. Serinin yıllardır sürdürdüğü "sihri sır gibi saklama" fikri, ilk dakikalarda toplumsal bir krize dönüşür. Ancak filmin en insani ve duygusal tarafı burada ortaya çıkar: Betüş (İnci Türkay), Sadık'ın ( Şahap Sayılgan) hafızasını silmez. Çünkü sevgi, büyüden daha güçlüdür. Sadık'a teslim edilen sihirli kilit aslında filmin görünmeyen merkezini oluşturur. Film, klasik ev ortamından çıkıp tamamen periler aleminde kurulan Periler Okulu'na geçerek mekânsal anlamda da farklılaşmaya çalışıyor. Dudu, Betüş, Pakize, Perihan, Akasa ve Tutya'nın öğretmen kimlikleriyle yeni nesil perileri eğitmeye başlaması, hikâyeyi bir tür fantastik okul anlatısına dönüştürüyor. Özellikle Bekir Aksoy'un canlandırdığı "Darmadan" karakterinin verdiği "dijital sihir" dersleri, filmin eski ile yeniyi birleştirme çabasının açık göstergesi. Ama filmin asıl meselesi sihir değil; güç arzusu.

Doğa Rutkay'ın canlandırdığı Sulsıla karakteri, antik kara büyüye ulaşarak kaybettiği kanatlarını ve gücünü geri istemektedir. Bunun için küçük perilerden birini manipüle ederek sihirli kilidin peşine düşmesi, hikâyeye klasik masal kötüsünden daha karanlık bir ton katıyor. Film, zaman zaman nostaljiyle modern aile komedisini aynı potada eritmeye çalışırken bazı geçişlerde televizyon dizisi hissinden tamamen kurtulamıyor. Buna rağmen Nevra Serezli ve Metin Serezli adına hazırlanan sürpriz dokunuş, filmin en zarif anlarından biri olmayı başarıyor. Çünkü Sihirli Annem evreninin asıl gücü hiçbir zaman efektler olmadı; kuşaklar arasında kurduğu sıcaklıktı. Film bunu hatırladığı anlarda gerçekten parlıyor. Bugün Türkiye'de fantastik çocuk anlatıları denildiğinde hâlâ ilk akla gelen yapımlardan biri Sihirli Annem. İnternet kültüründe bile dizinin "iyilik, aile ve sevgi" temasının ayrı bir yere konduğu görülüyor. "Periler Okulu" da tam olarak bu damarı koruyarak ilerliyor. Filmin finalinde verilen "Gerçek güç sevgidir" mesajı belki çok tanıdık, hatta fazlasıyla naif gelebilir. Ama belki de tam bu yüzden hâlâ çalışıyor. Çünkü bu evren hiçbir zaman karanlık bir fantastik destan olmadı; çocukluğun güvenli masalı olarak kaldı. Ve belki de seyirci sinema salonundan tam da bu yüzden çıkarken içinden aynı cümleyi geçiriyor: "Hepinize sihirli günler..."