Türkiye'nin en iyi haber sitesi

İLKER GEZİCİ

Muhteşem Süleyman sihirli lambayı bulsaydı...

Alâeddin'in sihirli lambasını hatırlamayan yoktur. O lambayı bulsam "Şu üç dileği dilerdim" diye mutlaka aklınızdan geçirmişsinizdir. Kimi zengin olmak, kimi ölümsüzlüğü bulmak, kimi de dünyayı değiştirmek ister. Sihirli lamba fikri bugüne kadar pek çok filme ilham verdi. Bunlardan en yenisi ise İspanyol yapımı Tad'in Sihirli Lambası. Ama bu kez karşımızda alıştığımız Alâeddin yok. Dünyaca ünlü İspanyol animasyon serisi "Kaşif Tad"ın en yeni halkası olan ve İspanyol yönetmen Enrique Gato tarafından yönetilen filmde Arkeolog Tad, akademisyen eşi Sara, bebekleri Oli, prenses Ramona, yapay zekâlı robot ve geveze mumya Mummy, sihirli lambanın peşinde olan Osmanlı padişahı Kanuni Sultan Süleyman'ın torunundan lambayı korumaya çalışıyorlar. Günümüz Londrası'nda ise oldukça ilginç bir Süleyman portresiyle karşılaşıyoruz. Elinde gürzü, yanında korumalarıyla lambanın peşinde dolaşan bu karakter, tarih kitaplarından çıkıp bir anda animasyon filminin kötü adamına dönüşüyor.

Hikâyeye göre sihirli lamba Sultan Süleyman'a aitmiş ve torunu da onu bulup dedesinin mirasını korumaya alacakmış. Ekip ise lambayı Süleyman'ın torunundan önce bulup onu ait olduğu yere, Buckingham Saray'ına getirmeye çalışıyor. Tad'in Sihirli Lambası, Binbir Gece Masalları'nın tanıdık dünyasıyla açılıyor. Alâeddin'in sihirli lambası, Ali Baba ve Kırk Haramiler, Sinbad derken masalların dünyasından günümüze geçiyoruz. Big Ben'de başlayan kovalamaca Buckingham Sarayı'na uzanıyor. Gizli geçitler, antikacı dükkânları ve esrarengiz nesneler arasında süren macera, sihirli lambanın ortaya çıkmasıyla daha da karışıyor.

Kendini ekibin dışında kalmış hisseden Mummy'nin yaptığı bir dilek ise bütün zaman çizgisini altüst ediyor. Kahramanlarımız kendilerini 1502 yılında, Peru'daki Paititi'de buluyor. Yolculuk yalnızca Peru ile sınırlı kalmıyor; Coğrafi Keşifler dönemine, Kristof Kolomb'un gemisine, Antik Yunan'a ve sonunda Binbir Gece Masalları'nın tanıdık dünyasına kadar uzanıyor. Ve bütün bu zaman yolculuğunun ortasında karşımıza ileride cihan padişahı olarak dünyaya hükmedecek Kanuni'nin 10 yaşındaki hali de var.
Öte yandan Tad'in aşırı korumacı bir baba olarak başlayan hikâyesi de zamanla büyüyor. Kızını korumaya çalışırken geçmişi değiştirebilecek bir maceranın içine düşen Tad ve ekibi, hem Mummy'nin yaptığı hatayı düzeltmeye hem de tarihin akışını korumaya çalışıyor. Sonuçta karşımızda ciddi bir tarih anlatısı değil, tarihi oyuncak kutusuna çeviren eğlenceli bir animasyon çıkıyor.
Filmin bir başka eğlenceli tarafı ise sihirli lambadan çıkan cin. Çünkü bu kez karşımızda alıştığımız, kaslı, mavi, iri yarı cin yok. Lambayı ovaladığınızda karşınıza tonton bir süper babaanne çıkıyor. Üstelik günümüz sosyal medya ve içerik üreticilerinin kullandığı dile yakın esprileriyle klasik "üç dilek hakkı" fikrine de modern bir dokunuş getiriyor. Bu açıdan film, eski masal kahramanlarını bugünün çocuklarının anlayacağı mizahla yeniden yorumlamayı başarıyor.
Sonuçta Tad'in Sihirli Lambası, her ne kadar Sultan Süleyman'ı karşı tarafta konumlandırsa da, Osmanlı'nın özellikle denizlerdeki hâkimiyetini, padişahın kudretini ve askerlerin gücünü göstermekten geri kalmıyor. Bu konuda hakkını teslim etmek gerekiyor. Ama insan ister istemez "Muhteşem Süleyman gerçekten sihirli lambayı bulsaydı, üç dileğini ne için kullanırdı?" diye düşünmeden edemiyor. İmparatorluğun sınırlarını daha da mı genişletirdi? Dünyanın bütün hazinelerini mi isterdi? Yoksa zamana hükmetmeyi mi seçerdi? Film bu soruya cevap vermiyor. Zaten belki de vermemesi daha iyi. Çünkü Alâeddin lambayı bulduğunda bir masal başladı. Süleyman bulsaydı, belki de tarih yeniden yazılırdı. Neticede Tad'in Sihirli Lambası tarihi oyuncak kutusuna çeviren, farklı dönemleri birbirine karıştırarak eğlence üretmeye çalışan renkli bir animasyon.


ÇAKAL SONUNDA İSYAN EDİYOR
Çocukluğumuzun en unutulmaz kovalamacalarından biri, bu kez bambaşka bir meseleyle beyazperdeye taşındı. Yıllarca aynı sahnede Road Runner'ın peşinden koşan, her defasında biraz daha yaratıcı ama biraz da daha talihsiz hâle gelen Wile E. Coyote, sonunda "Yeter artık!" diyor. Coyote Acme'ye Karşı isimli film yıllardır Road Runner'ı yakalamaya çalışırken sürekli arızalanan ürünler nedeniyle Acme Corporation'a dava açan çakal Wile E. Coyote'nun hukuki macerasını konu alıyor. 1990 tarihli The New Yorker makalesinden uyarlanan Dave Green'in yönettiği film, birkaç yıl rafta kaldıktan sonra canlı animasyon olarak nihayet seyirciyle buluştu.

Coyote'un yıllardır başına gelenleri şöyle bir düşündüğümüzde, aslında haklı olduğu bir taraf var. Uçurumdan düşüyor, kayalara çarpıyor, patlıyor, eziliyor ama asla pes etmiyor. O hızlı kuşu yakalayacağına dair umudunu hiç kaybetmiyor. Üstelik bütün bunların önemli bir kısmında imdadına yetişeceğini düşünerek sipariş ettiği ACME isimli şirketin ürünlerinin payı bulunuyor. Sonunda sabrı taşıyor ve soluğu mahkemede alıyor. Karşımızda bu kez avcı değil, davacı bir Coyote var. Coyote, ACME Corporation'a karşı hukuk mücadelesi başlatırken ona genç ve idealist avukat Kevin Avery (Will Forte ) eşlik ediyor. Fakat işler mahkeme salonuna girince daha da karışıyor. Çünkü Kevin'ın eski patronu (John Cena ) artık ACME'nin CEO'su ve davanın karşı tarafında. Yani ortada yalnızca güçlü bir şirketle mücadele etmek değil, geçmişten gelen hesaplarla da uğraşmak gerekiyor.
Filmin en güzel tarafı ise Coyote'un ilk kez kendi kaderini değiştirmeye çalışması. Elbette onun hikâyesinden ciddi bir hukuk draması beklemiyoruz. Zira mahkeme salonlarında bile o bildiğimiz Looney Tunes ruhu kendini gösteriyor. Bugs Bunny ve Daffy Duck gibi Looney Tunes'un sevilen animasyon karakterleri de tanık ve taraf olarak olaya katılınca ortaya tam anlamıyla bir çizgi film mahkemesi çıkıyor.
Bir zamanlar "Road Runner'ı nasıl yakalarım?" diye kafa yoran Coyote, şimdi "Bana bunu kim yaptı?" diye soruyor. Belki de yıllardır ihtiyacı olan şey daha hızlı bir roket, daha büyük bir mancınık ya da daha güçlü bir tuzak değildi. İyi bir avukattı. Ve kabul edelim, Coyote'un yıllarca uğradığı onca kazadan sonra sonunda birilerinden hesap sormaya karar vermesi de hiç fena fikir değil. Hatta Road Runner bu davanın tanığı olarak mahkemeye çağrılırsa, işte o zaman işler gerçekten eğlenceli hâle gelebilir. Çocukluğumuzun o bitmeyen kovalamacası bu kez hak arama mücadelesine dönüşüyor. Ortaya da nostaljik tatlar alabileceğiniz eğlenceli keyifli bir seyirlik çıkmış.

Google Haberler'de tüm gelişmeleri tek kaynakta görmek için Sabah'ı takip edin.

Sabah.com.tr Uygulamamızı İndirin

Uygulamalara Özel Ayrıcalıkları Keşfedin!
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA