Pazartesi saat 14.30. Meclis'e gittik.
"Dış kapının girişinden itibaren" durum:
Herkes "alarm" durumunda.
"Girişler çıkışlar" kontrol altında.
Meclis'in bahçesi "panayır" vaziyetinde.
Biz "ana binaya" girene kadar 4 TV'ci önümüzü kesti:
- Bizim TV'ye çıkar mısınız?
***
İktidar ve muhalefet "kulisleri" kalabalık. Ancak...
"Geçen Meclis'te" sonuçlandırılamayan Çankaya seçiminin "ilk turunda" kulisler çok daha kalabalıktı.
***
"Tansiyon" düşük mü düşük.
"Heyecan" var mı yok mu belli değil. Sanki "sonucu belli olan maç" gibi. Milletvekilleri, kuliste çay içmekle, sohbet etmekte meşgul.
***
TBMM Başkanı Köksal Toptan Genel Kurul salonuna girdi.
Biz de girdik.
Nerede "geçen defaki hava?"
***
"Dinleyici locaları" eh şöyle böyle... "Basın locası" da öyle.
Geçen sefer "oturacak yer bulmak mümkün müydü?"
Gazetecilerin çoğu Meclis'i "ayakta izlemişti."
Tabii geçen defa "367 olayı" vardı:
- Meclis'te 367 milletvekili olacak mı, olmayacak mı?
- 367 olmazsa, Başkan Bülent Arınç oturumu açacak mı, açmayacak mı?
- Açarsa, CHP Anayasa Mahkemesi'ne gidecek mi gitmeyecek mi?
- Yüce mahkeme ne diyecek?
- "Devam" mı, yoksa "buyrun seçime" mi?
***
İşte bu yüzdendir ki "geçen defa seyirci ayakta, heyecan doruktaydı." "Düne" gelince...
Bir yanda 367'nin "çantada keklik" olmasının rehaveti...
Bir yanda da "yorgunluğun" getirdiği "esneme."
***
Çankaya seçimi "çok uzadı."
"Aylar" aldı.
Türkiye de yoruldu, siyaset sektörü de, vatandaş da.
Dün Meclis'teki "düşük tansiyonun nedeni işte bu.