Gazeteler... Televizyonlar... Sosyal medya... Hakaretler... Mahkemeler... Davalar... İddialar... Tanıklar... İtirafçılar... Etkin pişmanlıktan yararlananlar... Savunmalar... Kararlar... Mahkûmiyetler... Beraatlar... Adli kontrolle yurtdışı yasağı... Hâkime, savcıya akıl veren... Eleştiren... Çok.
Alkışlayan... Onlar da çok.
Kendisini savcı, hâkim yerine koyan... Hepsinden çok.
Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri'nin söylediği gibi, "Mevla görelim neyler... Neylerse güzel eyler" diyelim ve...
Bugün... Biraz tebessüm... Gündemin dışına çıkalım... Yaşanmış bazı olaylardan/davalardan söz edelim.
***
UYUŞTURUCU DAVASI
Ağır Ceza Mahkemesi... Sanık 65 yaşında... Evinin ahırı uyuşturucu dolu... Yakalanmış... Yargılanıyor.
- Sayın başkanım... Ben içiciyim.
- Nasıl yani? Bir ahır dolusu esrarı mı içeceksin?
- Yazları yetiştiririm... Ahırda biriktiririm... Kışları da içerim başkanım.
- Kapatırım şimdi seni ahıra... Kapına da iki jandarma koyarım... Yaza kadar o otları bitiremezsen sonra görüşürüz.
***
YALANCI ŞAHİT
Cevdet Akçalı (1925-2012...) 4 dönem milletvekilliği yaptı... Dostumdu.
Süleyman Demirel, Turgut Özal, Necmettin Erbakan, Tansu Çiller ile çalıştı.
Hukukçu... Anayasa Komisyonu Başkanlığı yaptı.
Kariyerinde, Avrupa Konseyi Şeref Üyeliği... Avrupa Konseyi Başkan Vekilliği de var.
Akçalı'nın, Adana'da genç bir avukat olduğu dönem. Mahkemede, arazi davası görülüyor. Şahitler... Yemin ediyorlar... Namus üzerine.
Cevdet Akçalı, bir şahidin yalan söylediğinden şüpheleniyor:
- Hemşerim yalan söylüyon.
- Hayır... Yalan söylemiyom... Namusum üstüne yemin ettim ya.
- Yalan konuşuyorsan avradın boş düşsün mü?
- Bak avukat bey... Anayı, avradı bu işe karıştırma.
***
BURASI İSTANBUL
Beykoz Adliyesi... Yeni Türk Ceza Kanunu'nun kabul edildiği günler.
Davacı... Hamileyken kendisini terk eden sevgilisinin Türk Ceza Kanunu 233/2 maddesi gereğince hapse atılmasını istiyor.
Hâkim... Avukata dönüyor:
- Nedir bu madde avukat hanım?
- Hâkim bey... Sevgilisinin hamile olduğunu bildiği hâlde onu terk eden şüpheli hakkında suç duyurusunda bulunuyorum.
- Allah Allah... (Mahkeme kâtibine dönerek) Türk Ceza Kanunu'nu getirin.
Getiriliyor... Hâkim, kanunu inceliyor.
- Evet... Bu madde kanunda varmış... İlk defa karşıma çıkıyor... Yeni bir madde... Avukat Hanım, bu çocuk evlilik dışı mı şimdi?
- Evet sayın hâkim... Burası İstanbul.
***
HATAY-İSTANBUL HATTI
Dava... Tarihi eser kaçaklığı... Aracın bagajında Roma döneminden kalma büstler bulunmuş.
Ağır Ceza Mahkemesi... Başkan, sanığa, "Anlat bakalım" diyor.
- Hâkim bey... Tarlamı sürerken bu kafaları buldum... Tam müzeye teslim etmek için yola çıkmışken polis çevirdi... Tutuklandım... Tahliyemi istiyorum.
- Hatay'daki tarlada bulduğun kafaları neden İstanbul'daki müzeye teslim etmeye götürüyordun?
***
YETER AMA
Mahkeme... Bir avukat sürekli olarak, "Yargıcım" diyor.
"Sayın yargıç" değil... "Yargıcım" diye hitap ediyor.
Bir, iki... Üç, beş... "Yargıcım" demeye devam edince...
Mahkeme başkanı, "Ama ayıp oluyor avukat bey" diyerek sözünü kesiyor.
- Ne oldu ki yargıcım?
- Avukat Bey, yaşça benden büyük olabilirsin... Ama ben bir hâkimim... Deminden beri yavrucuğum deyip duruyorsun... Yeter ama.
***
DAYANAK
Edirne... İpsala ilçesi... Mahkeme salonu küçük... Davacı... Davalı... Avukatlar... İzleyiciler.
Hâkim, davacıya delillerini soruyor.
- Tanık beyanlarına, keşfe, tapu kayıtlarına dayanıyorum hâkim bey.
Hâkim, davalıya dönüyor:
- Sen neye dayanıyorsun?
Davalı... Odanın dibinde... Sıkışık vaziyette.
- Kapıya dayanıyorum efendim.
***
ARİSTO İLE DESCARTES
Türk Hukuk Sitesi... Mahkeme tutanaklarından komik olaylar... Davalar... O kadar çok ki.
Boşanma davası... Hâkim soruyor:
- Müvekkiliniz neden boşanmak istiyor avukat hanım?
- Karşı taraf ile aralarında düşünce farklılıklarından kaynaklanan şiddetli geçimsizlik var sayın hâkim.
- Tabii... Biri Aristo, diğeri de Descartes çünkü.
***
ŞİİRLİ SAVUNMA
Artvin... Ardanuç ilçesi... Aşık Gülhani mahlasını kullanan K.O.'nun oğlu İ.O. baraj yapılacak bölgede odun toplarken, "Nasıl olsa suların altında kalacak" diyerek telefon direğinin tellerini koparır.
Ve bu telleri, dereden odun çekmek için kullanır.
Telefonlar kesilir... Herkes şikâyete başlar.
Jandarma duruma el koyar. Ve... 300 metre tel... K.O.'nun evinin samanlığında bulunur.
Bunun üzerine cumhuriyet savcılığı, evin sahibi K.O. ile oğlu hakkında kamu davası açar.
Ancak... K.O. Bursa'dadır... Hasta olan bir yakınının yanında.
Mahkemeye savunmasını gönderir... Bir şiir:
"Kollarım kırılsın haberim varsa,
Ozan bu olayı bilmez hâkim bey,
Ozanlar dediğin halkın özüdür,
Onlar hırsız olmaz hâkim bey..."
Şiir oldukça uzun... Son iki mısra:
''Güvendim hukuka, güvendim size,
Çekmeyen derdimi bilmez hâkim bey."
***
VE... ŞAİR SAVCI
Davanın savcısı İhsan Özsoy...
Rastlantı ancak bu kadar olur... O da şairdir.
"Esas hakkında mütalaasını" yazar:
"Yapıldı yargılama hakikat bulunsun diye,
Adaletin terazisi denk tutulsun diye,
Yer Gümüşhane, Ardola Mahallesi,
Yıl 2024, Kasım ayının ikisi."
Şiir uzun... Son iki mısra:
"Savcı kelam etti mütalaayı,
Sıra mahkemenin versin cezayı."
****
KARAR
Asliye Ceza Mahkemesi hâkimi, şiirli savunmadan etkilenmedi.
Ve kararını verdi: Sanık İ.O. suçlu bulundu... 10 ay hapis... Sonra hapis cezası paraya çevrildi, 300 lira... Ve ertelendi.
***
TAVUK HIRSIZI
Hepsi gerçek... Noktayı ise bir fıkrayla koyalım.
Sanık... Suçüstü yakalanmış... Kümeste... Tavuk çalarken.
Mahkemeye çıkarılmış... "Hâkim bey" demiş:
- Avukat istiyorum.
- Ne avukatı? Kümeste yakalanmışsın... Üstün başın toz toprak, tavuk tüyü... Ceplerin yumurta dolu... Avukat gelip de ne diyecek?
- Ben de onu merak ediyorum hâkim bey... Avukat acaba ne söyleyecek?