Türkiye'nin en iyi haber sitesi

ERHAN AFYONCU

Avrupa’nın korktuğu ama hayran olduğu Yeniçeriler

Yeniçeriler, profesyonel askerlerdi. Nitekim 16. yüzyılda Avrupalı elçi ve seyyahlar, Osmanlı ordusunu, özellikle de yeniçerileri öve öve bitiremezler ve kendi ordularının bunlarla baş edemeyeceğini söylerler

Osmanlı Devleti'nin Avrupalı devletlere ve çevresindeki diğer Türk devletlerine karşı üstünlük tesis etmelerinin önemli sebeplerinden biri, çok erken tarihte düzenli ordu tesis etmeleridir. Gerek Osmanlılar'dan önceki Türk devletlerinin gerekse Safeviler ve Akkoyunlular gibi Osmanlı ile çağdaş Türk devletlerinin orduları aşiret kuvvetlerinden meydana gelirdi. Avrupa'da da ordular ya paralı birliklerden ya da prenslerin, kontların, düklerin gönderdiği askerlerden oluşurdu.

YENİÇERİ OCAĞI'NIN KURULUŞU
Osmanlı Beyliği'nin ilk dönemlerindeki askeri kuvvetler (yaya ve müsellemler, timarlı sipahiler, gaziler) 1361'de Edirne'nin fethinden sonra, imparatorluğun artan askeri ihtiyacını karşılamamaya başladı. Ayrıca Osmanlı Beyliği yavaş yavaş merkezileşiyordu. Bütün bu ihtiyaçlar merkezde bulunan daimi bir ordu tarafından karşılanabilirdi. Bunun üzerine Osmanlılar kendilerinden önceki Türk devletlerinde bulunan gulam usulünü geliştirerek devşirme sistemini kurdular.

I. Murad devrinde Çandarlı Kara Halil ile Kara Rüstem, Hıristiyan esirlerden merkezi bir ordu için istifade edilmesi düşüncesini ileri sürdüler. Bu teklif üzerine Rumeli'de akınlarda bulunan beylere haber salınıp alınan esirlerin beşte birinin devlet hissesi olarak ayrılması emredildi. Devlete verilen esirler belirli bir eğitimden geçirildikten sonra asker olarak kullanılmaya başlandı.
Böylece yeniçerilerin de içinde yer aldığı Kapıkulu Ocakları'nın temeli atıldı. Yeniçeriliğin kuruluşu genelde I. Murad devri olarak gösterilmekle birlikte, Orhan Gazi zamanına indirenler de bulunmaktadır. Ancak bu ocağın asıl teşekkülü Yıldırım Bayezid devrindedir.
Yıldırım Bayezid devrindeki merkezileşme çabaları, kapıkullarını ön plana çıkardı. Daha sonraki yıllarda Osmanlı askeri harekâtlarının büyüyerek devam etmesi ve merkezin güçlendirilmek istenmesi sebebiyle, yeniçeriliğe alınan esirler, ocağın ihtiyacını karşılamamaya başladı. Bunun üzerine Hıristiyan çocukların devşirilmesi yoluna gidildi. Devşirme yöntemi Çelebi Mehmed zamanında uygulanmaya başlandıysa da kanunlaşıp bir sisteme kavuşması II. Murad devrinde oldu.
Yeniçerilerin sayıları 16. yüzyılın sonlarına kadar 15 bini geçmemişti. Sayıları kalabalık olmamasına rağmen imparatorluğun en iyi eğitimli askeri gücü olmalarından dolayı timarlı sipahilerle birlikte savaşlarda önemli roller oynamışlardır. Düşmanın en yetenekli insanları alınıp tekrar ona karşı kullanıldığı için devşirme sistemi bazı Avrupalı yazarlar tarafından "şeytan icadı" olarak tanımlanmıştır.

OK VE YAYDAN SONRA TÜFEK
Yeniçeriler başlangıçta ok ve yay kullanırken, ateşli silahların Osmanlı ordusuna girmesiyle birlikte tüfek kullanmaya başladılar. 16. yüzyılın başlarında Avrupa'da tüfekler ağır ve kullanışsızken, Osmanlı tüfeği kendisine has bir şekil kazanarak, savaşlarda sonucu belirleyen bir silah haline gelmişti.
1526'da Mohaç Savaşı'nın kazanılmasında tüfeğin rolü büyüktü. Avrupa'da 17. yüzyılda ortaya çıkan yaylım ateşini yeniçeriler 16. yüzyılda kullanmışlardı. Nitekim 1526'da Mohaç Savaşı'nda yeniçeriler sıra sıra durup yaylım ateşi yapmışlardı. Osmanlı birliklerinin düzenli bir şekildeki toplu ateş gücü düşman ordusunu dağıtırdı. Avrupa'da tüfekçiler, asil olmayan sıradan kişilerden teşkil edilirken, Osmanlı Devleti'nde en seçkin askerler olan yeniçeriler tüfek kullanırlardı.

MERKEZİ İDARE GÜÇLENDİ
Yeniçerilerin, Osmanlı İmparatorluğu'na en büyük katkılarından biri de Türk aristokrasisinin gücünün kırılıp merkezi idarenin kurulmasına vesile olmalarıdır. Daha önceki Türk devletlerinde, bu çapta merkezi bir askeri teşkilat kurulamadığı için aşiretler ve nüfuz sahibi olmuş komutanlar taht kavgalarına ve devletlerin bölünüp yok olmasına sebep oluyorlardı. Merkezin güçlendirilememesinden dolayı Osmanlılar'dan önceki birçok Türk devleti uzun süreli olamayıp kısa sürede parçalanmıştı.


ELÇİLERİN GÖZÜNDEN: CANLI MI HEYKEL Mİ OLDUKLARI BELLİ DEĞİLDİ
Yeniçeriler, tam profesyonel askerlerdi. Nitekim 16. yüzyılda Avrupalı elçi ve seyyahlar, Osmanlı ordusundan, özellikle de yeniçerilerden hayranlıkla bahsederler.
Avusturya elçisi Busbecq, 16. yüzyılın ortalarında yeniçerilerle ilk karşılaşmasındaki şaşkınlığı ve hayranlığı, duyduğu heyecanla karışık korkuyu Amasya'daki huzura kabul öncesinde ve sonrasında da yaşar. Yeniçerilerin uzun bir sıra hâlinde ve hiç kıpırdamadan ayakta bekleşmeleri ilginç bir sahnedir. Bu sahne karşısında Busbecq çok şaşırır. "O kadar hareketsizlerdi ki, çok uzaklarında olmadığım hâlde, tavsiye edildiği gibi geleneğe uygun biçimde onları selamladığım zaman, başlarını salladıklarını görene kadar, 'Acaba onlar canlı mı, yoksa heykel mi' diye düşündüm" der.
Elçi, "O büyük kalabalığın içinde bilhassa takdire değer bulduğum husus sessizlik ve disiplindi. Genellikle her türlü kalabalığın yarattığı izdihamda meydana gelen gürültü ve uğultudan eser yoktu. Herkes kendine ayrılan yerde çıt çıkarmadan oturuyordu. Subaylar oturmuşlardı. Askerler ise ayaktaydı" demektedir.

MUTLAK SESSİZLİK HÂKİMDİ
1573'te İstanbul'a gelen Fransız elçilik heyetinden Philippe du Fresne-Canaye, hayranlıkla, şaşırarak ve biraz da ürpererek birer heykel gibi kıpırdamadan ayakta durmakta olan yeniçerileri seyreder. Tek bir kelime bile konuşmadan, ağızlarından tek bir fısıltı dahi çıkmadan, yedi saat boyunca ayakta bekleyen değişik kıyafetli yeniçerilerin bu hâlini anlamakta zorluk çeker ve onların ellerini göbekleri üstüne elpençe tutarak bekleme hâllerini gören Fresne onları Fransisken rahiplerine benzetir.
1570'lerin sonunda İstanbul'a gelen Avusturya elçilik heyetinden Schweigger'in gözlemleri ise şöyledir: "İç avlunun her iki yanında üstü kurşun kaplı çatıyla örtülü, önü açık birer koridor bulunur. Bizim sarayı ziyaretimiz sırasında elçilerin hizmetlileri bu koridorların birinde yemeklerini yediler. Aynı yerde bir sürü çavuş ve saraya mensup adam da durmaktaydı. Öbür koridorda ise savaşçı yeniçeriler ve bölükbaşı adı verilen komutanları duruyordu. Bunlar duruma göre on, yüz veya bin kişilik birliklere komuta ederler. Bu birliklere 'Kapı' da diyorlar. Silahsız olup, yanlarında sadece hançerleri bulunan yeniçerilerin elleri önlerinde kenetlenmiş bir şekilde ve heykel gibi hareketsiz duruşları ve avluda o kadar çok insan olmasına rağmen, mutlak bir sessizliğin hâkim olması heyet için oldukça şaşırtıcı olmuştur. 3 bin kişinin toplanmış olduğu bu alanda egemen olan sessizlik, bu insanların ne kadar itaatkâr olduğunu gösteriyor.
Türklerde bütün işler günün erken saatlerinde halledildiğinden, elçi sabah saat dörtte yola çıkmak zorundadır. Önden ikişer kişilik bir sıra hâlinde on iki veya yirmi dört yeniçeri, ellerinde tören değnekleri, başlarında arka tarafında yaklaşık iki arşın uzunluğunda ve çeyrek arşın genişliğinde beyaz bir uzantı bulunan başlıkları olduğu halde ilerler."

Sabah.com.tr Uygulamamızı İndirin

Uygulamalara Özel Ayrıcalıkları Keşfedin!
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA