FAHRETTİN ALTUN
FAHRETTİN ALTUN

Sizi tanıyoruz...

  • Yükleniyor...

Birkaç dost oturmuş ortamı, olan biteni değerlendiriyoruz. Mevzular ciddi, muhabbet koyu. Erdoğan'ın Çin ziyareti, yeni güvenlik konsepti, Türkiye'nin konumu, bölgesel düzen arayışları vs. gündemde.
Türkiye'de bu ziyaret nasıl algılanmış, ne kadar doğru okunmuş bunları çözümlüyoruz. Ardından Türkiye'nin DAİŞ'le savaşından girip PKK ile mücadelesinden çıkıyoruz. Tam bu esnada bir gazeteci arkadaşım "vallahi anacım" diyerek söze giriyor. Giriyor girmesine de, ondan önce ben atlıyorum. Bütün sevimsizliğimi ve didaktikliğimi kuşanarak "vallahi anacım diye analize başlanmaz efendim" diye tartışmanın tarafı oluveriyorum. Peki sonra ne oluyor? Yalnız kalıp da haberlere daldığım ilk anda halt ettiğimi anlıyorum.

***

İran'ın yeni Kürt politikasını "Kürt açılımı" diye sunan CNN Türk ve Cumhuriyet... İran'ın Suriye'de Türkiye'yi alt ettiği yorumlarını şenlik havasında takdim eden paralel yapı medyası... Bölgedeki en kalıcı unsur olarak İran'ı gösteren PKK medyası...
Bunlar değil miydi, "mollalar" dedikleri dindarları İran'a postalamak isteyen. Medya tarihinde Doğan medyası ve Kemalist basın kadar İran'ı ötekileştirmiş kimse var mıdır Allah aşkına? Yaşları yetse paralel yapı medyası, Zaman ve avanesi derdim ama yetmiyor işte.
Bir "İran tehdidi" söylemi üretip, yürüttükleri kirli operasyonlara bu söylemi meze edenler kimlerdi? "Acem uşakları" diye ortalığı inletip, kamuoyunu Türkiye istihbaratının İran tarafından manipüle edildiğine inandırmaya çalışanlar Paralel yapı medyası değil miydi? PKK medyasının İran muhabbetine ne demeli peki? Ya Cumhuriyet'in aşkına?
***

Doğan medyası da, paralel yapı unsurları da, Cumhuriyet gazetesi de, PKK da, irili ufaklı terör şebekeleri de aynı dertten muzdarip.
İktidarını halktan başkasıyla paylaşmayan yeni bir yönetim anlayışından. Milli bir duruştan. Bölgesel düzen arayışlarının içinde olan iddialı bir aktörden. Her biri, bunları kendi varlıkları için tehdit görüyor. Yeni düzende eski konforlarını koruyamayacaklarını biliyorlar. Her birinin diğerlerini tasfiye edip, kendisine mutlu son ikram ettikleri ayrı, apayrı gelecek senaryoları olabilir.
Mithat Cemal'in Üç İstanbul'unda şöyle bir cümle geçer: "Abdülhamit'in zalim olduğunda bugün ittifak edememişlerdi: birbirlerine dargındılar."
Bunlar da böyleler işte. Ötekileştirdikleri aktörün zalimliği konusunda ittifak ettiklerinde dargınlıkları son buldu, muhabbeti koyulttular.
Sağdan yaklaştılar olmadı, şimdi soldan yaklaşıyorlar. Dert aynı, yöntem aynı. Ortak manipülasyonlara, benzer asparagaslara imza atıyorlar. Gazetelerinde, televizyonlarında, sosyal medya hesaplarında.
"Zergele köyünde devlet katliam yapıyor" diye hep bir ağızdan avaz avaz bağırıp sonra da "Nepal depreminin görüntüleri"ni gösteriyorlar. PKK'nın kampını göz göre göre köy diye yutturmaya çalışıyorlar. PKK'nın üstlendiği terör eylemlerini görmezden gelip, bir trafik kazası haberi gibi veriyorlar.
***

Sizi tanıdık, tanıyoruz. Bir de tanıyamadıklarımız, tanımakta zorlandıklarımız var. Olsun, onları da tanıyoruz, biraz zaman alıyor ama tanıyoruz.

SÖYLEMEZSEM OLMAZ

Bilgi Üniversitesi'nden bir iletişim profesörü sosyal medyada şakımış. "Cumhurbaşkanının derdi Demirtaş. Onun sevilmesi(ne), onurlu ve tutarlı olmasına dayanamıyor" demiş.
Sayın profesör kuru sıkı atmamış elbette. Bilimdeki nedensellik ilkesi gereği, bu durumun nedenini de izah etmiş ve eklemiş: "Tüm bu savaş kıskançlıktan çıktı." Cumhurbaşkanı Demirtaş'ı kıskanmış ve ordularını PKK'nın (pardon sivil Kürt halkının) üzerine salmış! Ne diyorduk?
Vallahi anacım...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER
BİZE ULAŞIN