AK Parti iktidara geldiğinden bu yana toplumda, yukarıya doğru dikey bir hareketlilik yaşandı. Sosyolojik manada ifade edecek olursak toplumun büyük bir kısmını oluşturan dindar kesim sınıf atladı. Bu atlama, daha önce o sınıfın içinde bulunan insanlar tarafından hoş karşılanmadı. Kabul görmedi ve uzun müddet "sonradan görme", "görgüsüz" ithamları ile bir çatışma alanları oluşturuldu.

Bir yandan bu ithamlarla mücadele eden, diğer yandan da vesayet sisteminden kurtulmak için büyük çaba harcayan Hükümet, her defasında farklı yöntemlerle köşeye sıkıştırılmak istendi.

Özellikle Türkiye'nin en büyük sorunu ve kanayan yarası olan Kürt sorunu konusunda "Çözüm süreci" başlatan Hükümet'e karşı, dışarıdan ve içeriden saldırıların dozu her geçen gün arttı.

Bu son İstanbul merkezli operasyonda ise Başbakan Erdoğan'ın da ifade ettiği gibi tam bir "siyaset mühendisliği" yapılmaya çalışıldığını görüyoruz.

Birbirinden bağımsız üç ayrı soruşturmanın aynı sepete tıkıştırılması, aynı gün düğmeye basılması, operasyonun "siyasi" içeriğini gösteriyor.

Tam da seçim arifesinde özellikle Hizmet hareketine yakın bazı medya organlarıyla Doğan grubunun neredeyse 24 saat "İşte yolsuzluk ve rüşvet operasyonu" diye haberler yapması, insanların kafasında kocaman soru işaretleri bırakıyor. Burada açıkça seçilmiş siyaset organına karşı bir operasyon yapıldığı konusunda neredeyse şüphe yok.

Başbakan dünkü konuşmasında da "14 ay boyunca üstlerine haber vermeden dinleme, izleme yapılıyorsa bu yolsuzlukla mücadele değil, siyasi mühendisliğin başka bir versiyonudur" diyerek olayın hangi boyutlarda olduğunu gösterdi.

Öyle büyük bir algı mühendisliği yapılıyor ki "Sanki bütün dindarlar rüşvetçi, soyguncu, dolandırıcıymış" gibi lanse ediliyor.

Bu algı yönetimiyle de "Sonradan görme sınıfın ürettiği artı değerin kaynağı" da kendilerince ortaya çıkarılmış oluyordu.

Her türlü manipülasyon, dezenformasyon, iftira, yalan yanlış haber tıpkı Gezi'deki gibi ortalıkta dolanıyor.

Başbakan yardımcısının bilmediği bilgileri bile gazeteci biliyor. Nasıl biliyor kim bildiriyor?

Aylar önceden sosyal medyada bir bakanın oğlunun tutuklanacağını, ülkenin iktidarındaki hiçbir yönetici bilmezken bir "gazeteci" nasıl biliyor?

Hani soruşturma gizliydi ve Başbakan'ın, bakanların bile haberdar edilmemesi bu nedendendi?

Bazı gazeteciler bazen açık açık bazen da dolaylı olarak sürekli Başbakan'a talimat verir gibi üst perdeden şunları söylemiyor muydu:

"Kürtlerle barışma!", "İran'la ticaret yapma!", "Suriye'de insanlar katledilirken sus!", "Mısır'daki darbeden sana ne?", "Yatırım yapma!", "BM'ye kafa tutma!" vs.

Bu üst perdeden yapılan 'özgüven' dolu talimatlar bile bu operasyonun içten ve dıştan bir sürü ayağı olduğunu gösteriyor.

***

Mesele "Yetim hakkı yeme" meselesi değil. Mesele "yolsuzluk-rüşvet operasyonu" değil.

14 ay öncesinden basılan düğme için "dershane tartışmalarının" da meze yapıldığı anlaşılıyor.

Dershane aşkıyla Hükümet'e çatanların, bu işin dershane meselesinden aylar önceden başlatıldığını görerek "savunmasını" ona göre yapması gerekiyor.

Gün Başbakan Erdoğan'ın arkasında durma günüdür. Sivil siyasete hiç kimsenin ama hiç kimsenin dayatma yapmasına müsaade edilmemeli.

Bülent Arınç'ın dediği gibi yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklar ile mücadele AK Parti'nin başarısının sırrıdır.

Yolsuzluğun kökünü kazıyana kadar kimsenin gözünün yaşına bakmadan mücadele edilmelidir. Ancak Arınç'ın bahsettiği gibi bazılarının "Ne kadar alçalabileceğini" tahmin edemeyecek kadar "saf" olmamak koşuluyla…

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER
BİZE ULAŞIN