Hayvanserverliğim, avcılık konularına ilgi duymamı engeller. Ama belki de hayatımda ilk kez bir avcının yerinde olmak istedim... Sevgili, merhum meslektaşım Ufuk Güldemir'in... Akrabaları, yakınları bir "vasiyet" olarak görüp, Güldemir'in avlanırken çektiği o enfes fotoğrafları ve avcılık notlarını muhteşem bir kitaba dönüştürmüşler. Kitabın kapağının içindeki "Yüksel Aytuğ'a yadigâr kalsın istedim" yazan, "Ufuk Güldemir" imzalı notu gördüğümde ve sayfaları ağır ağır çevirdiğimde hayatımızdan eksilenin sadece bir meslektaşımız olmadığını bir kez daha anladım... Sonra kafamı kaldırıp, pencereden Balmumcu'nun gri betonlarına baktım... O; yeşillerin, mavilerin, beyazların arasında "yaşamış" ve gitmişti. Geriye baktığı bizler ise sonsuz griliğin içinde "suni teneffüsle" süre dolduruyorduk... Güldemir'in, kanser olduğunu öğrendiğinde kaleminin mürekkebinden süzülenleri anımsadım. Şöyle diyordu: "Hayatımın avıydı bu. En heyecanlısı, en tehlikelisi ve ölümcül olanı... Bir damla yaş süzüldü. Gözyaşı damlası bir kurşun... İtikat silah... Sevgi barut... Yumruk boğazımda haykırıyorum: Ben kanseri astım duvarıma..." Kitabın ismini "Gecenin Yüreği" koymuşlar... Okumaya, fotoğraflarına bakmaya doyamadım. Ufuk Güldemir öyle keskin bir nişancı ki, öte dünyada olsa bile bu dünyadakileri "yüreğinden" vurmayı başarıyor...