A Haber, bir kez daha Ortadoğu'daki son gelişmeleri en yakından ve en ayrıntılı aktaran haber kanalıydı. Halep'teki çatışmaların tam ortasındaydılar, İsrail saldırısı sırasında Lübnan'a girebilen ilk kanal oldular.

Özellikle muhabir Mehmet Geçgel ve kameraman Mehmet Ali Bağ'a bir gazeteci ağabeyleri olarak takdir ve teşekkürlerimi iletmek istiyorum. Zira SDG'ye karşı Suriye ordusunun gerçekleştirdiği Halep operasyonu sırasında günlerce neredeyse hiç uyumadan haber nöbeti tuttular. Kimi zaman başlarının üzerinden geçen mermilere, yanı başlarına düşen roketlere aldırmadan yayınlarını sürdürdüler. Evet, savaş muhabirliği bizim mesleğin en zor, en tehlikeli ve meşakkatli branşıdır. Onları o en tehlikeli anlarında izlerken aklımda hep aileleri vardı. Anneleri, babaları, eşleri, sevdikleri kim bilir o görüntüler sırasında neler hissettiler. Evet, savaş muhabirliği, kameramanlığı zor ama galiba onların ailesi olmak daha zor.
Allah, riskli bölgelerde hayatları pahasına görev yapan tüm meslektaşlarımın yar ve yardımcısı olsun.
BÖYLE HATA OLUR MU?
Geçenlerde Atv'deki Sylvester Stallone'nin Kaçış Planı filmini yine acı acı gülümseyerek izledim. Hani şu Sylvester'in, işi yüksek güvenlikli hapishanelerden kaçmak olan bir güvenlik müfettişini oynadığı ünlü film. Filmin başında bizimkinin 8 yıl içinde, mahkum olarak girdiği 14 yüksek güvenlikli hapishaneden kaçtığı söyleniyor. İşte film de benim için orada kopuyor. Zira senaryonun omurgası hatalı. Koskoca Hollywood'da yıllardır bunu fark edip yazacak bir film eleştirmeni çıkmaması ise ayrı bir muamma.
Efendim, bir-ikisi neyse de, bu adam bir kaç kez firar ettikten sonra efsaneye dönüşmez miydi? ABD'de cezaevi müdürleri kendilerini taç'a çıkaran bu adamı birbirlerine anlatmaz mıydı? Oysa bizimki 8 yılda 14 hapishaneden sıvışmış. Tamam, Amerikalılar biraz eblehtir ama daha üçüncü işinde bizim Sylvester, cezaevinin kapısında gardiyanlar tarafından "Buyurun müfettiş bey, kime bakmıştınız?" diye karşılanmaz mıydı?.. Affet bizi Cüneyt ağabey. Yıllardır Dünyayı Kurtaran Adam'ı boşuna makaraya sarmışız...
AĞZINA SAĞLIK İCLAL!..
Gösterisinde 38 yaşındaki kadınlar için "ölmek üzere" yorumunu yapan Cem Yılmaz'a İclal Aydın'dan ağır eleştiri geldi:
"Cem Yılmaz'ı severim. Fikrine, eleştirisine bir izleyicisi olarak kıymet veririm. Ama her şeyin gerçekten zor, giderek daha da dayanılmaz olduğu bir dönemde birini daha kaybetmek gibiydi Cem Yılmaz'ın gösterisini izlemek. Sözüne kulak verilen bir erkeğin 38 yaşındaki kadınlara 'ölmek üzere' demesi tatsız, hiç komik değil ve çok üzücü. Kim güldü buna? Böyle düşünen kaba-baskın-vahşi adamlar. Gülüp geçemem. Gülemedim çünkü. Böyle garip bir can sıkıntısıydı içime oturan. Bir mahcubiyet onun adına.
Ülkemizin en önemli mizahçılarından birinin bu gösteri dili, kelimeleri, mizaha kabaca bulanmış erkek bakışı, bugün onun da fevkalade şikayetçi olduğu bu kaba düzenin, lümpen kültürün yaygınlaşmasına, güçlenmesine neden olmuyor mu? Söz söyleyebilmek en kolayı. Asıl iş, güzel söz söyleyebilmekte...

PAZAR EĞLENCESİ
1937'de oynanan Chelsea - Charlton maçı yoğun sis nedeniyle tatil edilmiş. Charlton kalecisini almayı unutmuşlar, tam yarım saat sahada böyle beklemiş.

Gaf kürsüsü
Biri, şiş kebap fotoğrafının altına "Bunu gören biri nasıl lezbiyen olabilir ya?" diye yazmış. Bir başkası yorum yapmış: "Şeyyy, sen daha iyi bilirsin ama vejetaryen olabilir mi acaba o abi?

Zap'tiye
Artık gerisini NASA düşünsün...
Ne demiş?
Survivor'da bir hafta için verilen 4 kilo pirincin 3 kilosunu tek öğünde pişiren Bayhan, yarışmacıların eleştirilerine şu yanıtı verdi: "Yokluk içinde olabiliriz ama varlık içinde yokluk çekmeye gerek yok."