AHBAP'a yönelik yapılan soruşturma her geçen gün yeni gerçekleri gözler önüne seriyor. Soruşturma kapsamında tutuklanan yapımcı Aytaç Ağdağ ile dernek kurucusu Haluk Levent'in iş ortaklığı herkesi şoke etmişti. Levent ile Ağdağ'ın tanışıklıkları aslında çok uzun zaman öncesine dayanıyor. Levent ile Ağdağ, önce müzik sektörüne girmiş, birlikte konserler düzenlemişti. Ağdağ bir süre sonra da film yapımcılığına adım atmıştı. İkilinin işbirlikleri burada da devam etti. Hatta şarkıcı, Ağdağ'ın bir filminde bile rol aldı. Bu süreçte Ahbap'tan Ağdağ'ın yapım şirketine tam 70 milyonluk bir para trafiğinin yapıldığı da geçtiğimiz haftalarda gündeme gelmişti.

Ahbap derneğine yapılan bağışların kumara harcandığını öğrendiğimizden beri artık hiçbir şeye şaşırmaz hale geldik diyorduk ama her geçen gün yeni bir gerçekle karşılaşıyoruz. Neden mi? Çünkü araştırdıkça altından başka bir çirkinlik çıkıyor da ondan... Günlerdir konuşulan, adı adeta skandallarla anılan yapımcı Aytaç Ağdağ gerçeği, soruşturmaların derinleşmesiyle birlikte mideleri bulandıran bir finansal trafiği gözler önüne sermeye başladı. Şimdi sorulması gereken başka sorular ortaya çıktı. O masum insanların, depremzedelerin, mazlumların Ahbap derneğine yaptığı bağışlar, Karadağ'daki lüks villalara ve sinema setlerine mi aktarıldı? Bunu neden mi soruyorum; şimdi sizlere detaylıca anlatıyorum... Aytaç Ağdağ'ın 2023'te çekmeye başladığı Cem Karaca'nın Gözyaşları filmi, 2024 yılında vizyona girmişti. Gösterimi durdurulan film bir şekilde dosyada bir açık yakalanıp yeniden vizyona sokulmuş, dijital platformlara satışı gerçekleşmişti. Filmin vizyona girmesinden hemen sonra Ağdağ'ın yayınladığı o manidar videolar, kafalardaki soru işaretlerini tırmandırdı. Filmin başrol oyuncusu İsmail Hacıoğlu'nun Karadağ'ın en gözde yerlerinden Kotor'daki Kumbor Limanı'ndan lüks mülk edindiğine dair ardı arkası kesilmeyen haberler çıktı. Asıl sorular şimdi geliyor: Bir oyuncuya 500 bin euro değerindeki bu lüks konutlar neden hediye edildi? Bunun cevabını verecek tek kişi tabii ki İsmail Hacıoğlu. Levent ile Ağdağ arasındaki o karanlık ortaklık; müzikten sinemaya, şimdi de inşaat sektörüne mi ulaştı? Arka planda dönen olaylar, paraların farklı sektörlerde kullanıldığını açıkça ortaya koyuyor. Depremzedeler için toplanan o kutsal bağışların filmlere, gizli ortaklıklara ve yurtdışındaki gayrimenkullere çevrilmesi gerçekten akıl alır gibi değil.

İNŞAATLAR ARAŞTIRILSIN
Ağdağ'ın tutuklanması vicdanları sızlatan gerçekleri gözler önüne serdi. Bu çarkın ve arka plandaki bağış vurgununun ucu daha kime uzanacak? Sadece yapımcılar değil, bu paralarla beslenen tüm ekosistem bu hesabın bedelini ne zaman ödeyecek? Birileri yapılan inşaatları araştırmalı. Aslında Haluk Levent ile Ağdağ arasındaki para trafiği birçok şeyi açıklıyor. Ama insan yine de resmi bir şey görmek istiyor. Bekleyelim ve görelim.
BİYOGRAFİ KURBANLARININ BAŞROLÜ MİMLİ HACİOĞLU
Türk sinemasında son yılların moda akımı, yaşayan ya da aramızdan ayrılmış efsanelerin hayatlarını 'gişeye kurban etmek' oldu. Bu köşede bu konuyu çok kez okumuşsunuzdur; bu en hassas konulardan biri. Ailelerden izin alınmadan çekilen filmlerin hepsinin karşısındayım ve o ailelerin yanındayım.

Uzun zamandır dikkatimi çeken, Montenegro'daki evini tutuklu yapımcısından alan İsmail Hacıoğlu, meğer biyografi furyasının demirbaşı olmuş. Naim Süleymanoğlu'ndan çıkıp Ayla'nın dramına koşan, oradan 'Cem Karaca'nın Gözyaşları'na bürünen bir kariyer... Madalya mı taktıralım, yoksa biraz durup "Ne yapıyoruz?" mu diyelim? Ortada ne aile izni kalıyor, ne etik sınır. Ailelerin rızası alınmadan, hatıralar üzerinde tepinilerek çekilen filmler mahkemelik oluyor; 'Cem Karaca'nın Gözyaşları'nda olduğu gibi krizler, yasaklar birbirini kovalıyor.

Peki, başroldeki isim ne yapıyor? Hiç. Hiç düşünmeden, zerre sorgulamadan doğrudan rolüne odaklanıyor. Varsa yoksa senaryodaki tıraşlar, kesilen kaşeler ve banka hesapları. Etik mi? Tartışılır. Hukuki krizler mi? Oyuncuyu ilgilendirmiyor gibi bir tablo var karşımızda. Sağlıklı bir muhakeme yeteneği, bu kadar krizin, tepkinin ve hukuki çatlağın olduğu projelerde en azından bir 'Dur' demeyi gerektirir. Ancak oyuncu cephesinde sadece bir rol hırsı ve vizyon miyopluğu görüyoruz. Sanata saygı, önce o sanatın öznesine, ailesine ve hukukuna saygı duymakla başlar. Sadece "Ben oynarım, paramı alırım" konforuyla biyografi projesi oynamak, oyunculuk değil, olsa olsa maharetli bir ezbercilikten ibarettir. Son zamanlarda çıkan haberlerinin üzerine artık bu aktörü ve benzerlerini derin bir ayıklığa davet etmenin vakti gelmedi mi? Bence geldi. Montenegro'daki evinin akıbetini de açıklarsa aydınlanmış oluruz...