Hayırlı uğurlu olsun, "2011 Eurovision Hakkında Yorum Yapma" sezonu açılmış bulunuyor. Kişisel arşivinde, son 28 yılın tüm yarışma kayıtları olan bir yazar olarak, 'ön alım' hakkımı kullanmak istiyor ve müsaadenizle, konuyla alakalı fikirlerimi paylaşıyorum. Zaten bir söyleyip, çekileceğim; 14 Mayıs akşamı Düsseldorf'ta son puan verilinceye kadar da bir daha topa girmeyeceğim. Baştan söyleyeyim; Eurovision, eğlencelik bir iştir. Eskiden bir gece süren, şimdi televizyon yayınlarının gelişmesi sonucu iki hatta üç geceye yayılan, eğlencelik bir iş. Düşünsenize, 30'a yakın ülkeyi temsil eden sanatçılar üç saat boyunca, birbiri ardına sahneye çıkıyor ve şarkılar söylüyor. Her bir temsilci, son zamanlarda ortak dil olarak İngilizce kullanılsa da, beş dakikalık süre içinde kendi ülkesinden bir şeyler yansıtıyor; kostümler, danslar… Neresinden bakarsanız hoş vakit geçirtici, eğlenceli bir iş. Şimdi kim "Ben Eurovision izlemekten sıkılıyorum." derse, yalan söylemiş olur. Beğenmek veya beğenmemek ayrıdır; ama sıkılmak pek mümkün değildir.
MİLLİ MESELE YAPTIK
Bizim yanlışımız, katıldığımız ilk günden bu yana, bu yarışmayı milli bir mesele haline getirmiş olmamızdır. Hatırlıyorum, küçüklüğümde İsveç'te, (Eurovision'u en ciddiye alan, ABBA gibi bir efsane çıkarmış ülke) yarışma geceleri insanlar evlerine doluşur, şarkılarla dans eder, eğlenirdi. Hatta bizim bir dönem utanç olarak gördüğümüz ve hayatını zindan ettiğimiz Çetin Alp'in ünlü 'Opera'sı bile ekran başındaki İskandinavları çok eğlendirmişti; ciddi söylüyorum. Spiker, "Şarkı biraz garip gelebilir ama şu kostümlerin renkliliğine bakar mısınız; size de saray şatafatını hatırlatmıyor mu?" sözleriyle anons etmişti şarkıyı. Biz yıllar boyu kendimize dert ettik ama kimse Çetin Alp'in ülkesini rezil ettiğini düşünmedi. Zaten Çetin Alp, bana göre bu ülkenin müzik tarihinin en bahtsız adamıdır. Söylediği bir şarkı yüzünden hayatı kararmış; şarkının diğer mimarları Aysel Gürel ve Buğra Uğur işten sıyrılmışken, bütün ihale onun üzerine kalmıştır. Bence yine de eğlenceli şarkıdır 'Opera'. 'Seninle Bir Dakika' da gayet güzel şarkıydı, 'Petrol'de… Benim hâlâ Neco'nun 'Hani'sini duyduğum zaman yüzümde bir gülümseme belirir. Kayahan 'Gözlerinin Hapsindeyim', Şebnem Paker 'Dinle', Sertap Erener, MFÖ, Athena, Mor ve Ötesi, Hadise, Manga… Hepsi bu renkliliğe müthiş katkıda bulunmuştur. Sırf bu yüzden bile Eurovision sevilesi bir şeydir. Hatta Eurovision, bir zamanların 23 Nisan Çocuk Şenliği gibi bir aktivitedir benim için. Hani, dünyanın envai çeşit ülkesinden gelen çocuklar Ankara'da toplanır, Halit Kıvanç'ın sunduğu programda kendi ülkelerinin danslarını ve kültürlerini sergilerlerdi ya; Eurovision da bana onu hatırlatır hep.
ARTIK BİLİNMEYEN DEĞİLİZ
Bundan 20 sene önce, herhangi bir konuda, Avrupa ile yarışamadığımızdan, kafadan katıldığımız tek organizasyon olan Eurovision'u da gereğinden fazla ciddiye alıyor, işi milli bir mesele yapıyorduk. O dönemler amacımız, Avrupa'ya, Türkiye diye bir ülkenin olduğunu hatırlatmaktı. Hatta tribünlerde bile "Avrupa Avrupa duy sesimizi!" diye bağırıyorduk. Sonra devir değişti; sporda, sanatta, müzikte, politikada; Türkiye diye bir ülkenin var olduğunu kabul ettirdik dünyaya. Futbol, voleybol, basketbol; envai çeşit takım oyununda şampiyonluklar kazandık; bireysel sporcularımız sıralamaların en üstüne çıktı. Artık dünyadaki hiç kimse için Türkiye, haritada yeri bilinmeyen bir ülke değil. Rahatlamak için yeterince sebebimiz var yani. Bu yüzden siz siz olun, bari bu sene Eurovision'un keyfini çıkarın. Kostümlerin, performans öncesi ülkeyle ilgili dönen tanıtım klibinin, şarkıların, puanlamanın; hepsinin tadını alın. Bu hafta boyunca Yüksek Sadakat'in doğru seçim olup olmadığını tartışacağız. Sonra şarkının İngilizce mi, Türkçe mi olması konusu gelecek gündeme. Sonra sahne kostümleri konuşulacak… Bunların hepsi olacak; ama siz kendinizi 14 Mayıs akşamına saklayın. Hangi kanalı açsanız, yarışma programıyla karşılaşıyorsunuz. Artık jüriden de puanlamadan da gına geldi; haklısınız. Ama unutmayın ki bizim Eurovision'la bir gönül bağımız var. Bence 14 Mayıs akşamı, her şeyi bir kenara bırakarak, tadını çıkarmaya bakın. Çünkü sonuç ne olursa olsun, ekran başında eğlenmek için çok sebebiniz olacak… Çünkü Eurovision, başlı başına bir eğlencedir.